Tarikat Çemberi
Yıllardır bir lokma haram karışmasın diyerek biriktirdiği üç beş kuruşunu, kolundaki bileziği ya da emeklilikden aldığı toplu parayı, sözde insanların imanını güçlendiren, onların duygularını okşayıp, kendilerinin vasıtası ile dini inançlarının daha da kuvvetleneceğini ve bu sayede cennete gitmenin daha kolay olacağını aşılayan tarikatlara ve tarikat şeyhlerine kaptıranları duymuşsunuzdur.
Bu tür olayların yaşanmış olduğu Ortaçağ Hristiyanlık inancında, parası olan belli kişiler, belli bir ücret ödemeleri sayesinde hem yakınlarının hem de kendilerinin arafta acı çekmeyeceklerine ve cennete gideceklerine kendilerini inandırmışlardır.
Günümüz tarikatlarının da Ortaçağ zamanında parayla cennet tapusu satın alan zihniyetten hiçbir farkı yoktur. Kendisinin bir yaratıcıya inandığını söyleyen, bütün güce ve kudrete yanlızca onun sahip olduğuna ve yeri-göğü yaratanın da o olduğuna inandığı halde, bu büyük güç ile kendisi arasında hiçbir aracıya ihtiyaç olmadığı savını yeterli görmeyenler kendilerini tarikatın çemberi içine buluverirler ne yazık ki.
Aklı başında bir birey, nasıl olur da, kendisi gibi nefes alan, cinsel ihtiyaçlarını gören, hayatın tüm nimetlerinden yararlanan (fazlasıyla), en az diğer insanlar kadar günahlı ve dünya işleriyle meşgul olan bir insana bu kadar bağlanabilir ve kendisini bu insanin kontrolü altına bırakabilir? İnsanları bir çatı altında toplayan ve çemberin dışına çıkanları şeytan kapar oyunlarıyla kandıran sözde tarikat şeyhleri, kendilerine keramet bulamayıp Devlet hastanelerinden çıkamazken, insanlara deva olacaklarını nasıl iddia edebilirler?
Asıl suç, zavallı dediÄŸimiz ve bu türlü oluÅŸumlara bel baÄŸlayan zihniyettedir. Evinin en güzel ve en temiz yerinde duran kutsal kitabı (Kuran’ı Kerim) halen Arapça okuyan ve bir kelimesini dahi anlamayan bu zihniyet Kuran-ı Kerim’i hatim ettiÄŸini saÄŸda solda övgüyle anlatır. Böyle insanlar kendi ana dillerine çevrilmiÅŸ olan kitabı okumayıp, Arapça okumakta diretmektedirler. Ve hatta Arapça okuduÄŸunda daha fazla sevap kazanacagına inanmaktadırlar. Ancak kitabı fikri olarak anlayamamakla beraber, içerisinde yazılı buyrukları ve Allah’ın insandan neler beklediÄŸini ancak kulaktan duyma ya da güvendiÄŸi ÅŸeyhinin anlattıkları ÅŸekilde ögrenmektedirler. Allah’ı daha yakından tanımayı amaçlayan tarikat üyeleri, tarikatların ardı sıra gidip, hayatlarını bu doÄŸrultuya endekslerler ve tarikat ÅŸeyhlerinin hiç yanlış yapmayacağına kendilerini inandırmaktadırlar.
Başta sade ve masum olan inançlı birey, şeyhin kontrolünde derinleşmeye ve ilmi öğrenmeye çalışır. Tabii bu çabaları uzun bir süre devam eder. Derinleştikçe imanının kuvvetlendiğine inanan bu insanlar, daha da fazlasını isterler. Ancak belli bir süreden sonra beyni iflas eder ve psikolojik sorunlar yaşamaya başlarlar. Ve soluğu akıl hastahanesinde alırlar.
Kurulmuş bütün bu tarikatlara herhangi bir insanın ihtiyacı olacağına inanmıyorum. Gerçeği tarikatlarda arayan gerçekten samimi, inançlı insanlara inandıkları Allah - Kitap - Peygamber üçlemesinde kalmalarını tavsiye ediyorum.
Yazan: Ali Serttürk
14 September 2006 | İlgili Olduğu Konular »

İsmail Ötegen
Tarikatçılık İslam’ın saptırılmasıdır. İslam söylendiği gibi Hint yarımadasından balkanlara kadarki yayılımında tarikat etkeni olmuş olsa da, yanlışlarla yayılan bir şey elbetteki yanlıştır.
Bu din olsa da böyledir. Akıl, Kur’an ve sünnet bize yetmeli. Hakiki mürşit Kur’an ayetleridir.
14 September 2006
Turan
Sevgili Alicim yazılarını çoktandır takip etmekteyim. Bu yazın da diğerleri gibi mükemmel ve iç gıcıklayıcı. Hatta bazı kişileri hasta bile edebilir.
Sakın yolundan saptırmaya çalışanlara taviz verme asla. Yazılarının devamını dilerim.
14 September 2006
Harun Gürleyik
Ali kardeş, yazını okudum. Ne bir eleştiri ne de bir düzeltme. İzninle birkaç ekleme yapmak istiyorum. Önce, “Allah-Kitap-Peygamber” üçlemesine, insanı ilave etmemiz gerektiğine inanıyorum. Tüm Kitaplar da, Peygamberler de, İnsana doğruyu, iyiyi vs. anlatmak, öğretmek için geldiler, fikrinden yola çıkabilirsek şayet.
Tarikatlara gelince, bunlar oldum olası varlar. Dinlerin gelmeye başladığı günden, bugüne dek çoğalarak var oldular hep. Bugün neden bu kadar güçlü, olduklarını kurcaladığımızda; Bazıları kendilerini birey olarak, silik, ya da güçsüz bulduklarından, kendilerine şahsiyet edinme çabası içindeler, bunun adını, ait olma, güçlü olarak algıladığının taraftarı olma psikolojisi de koyabiliriz.
Bazıları da çıkar peşindeler, sevdikleri, inandıkları birinin peşine takılıp, doğrusunu yaptığına inananlar da var. Kanımca büyük bir çoğunluk, ülke otoritesine olan inançsızlıklarından dolayı, kendi yöneticilerini kendilerince seçmenin peşindeler (iktidardakilere bak) ilk aldatılanlar da kendileri oluyorlar.
Parasını kaptıranlara gelince, onlar sadece ve sadece aç gözlü oldukları için bugün aldatılmışlar(en hafif tarifi bence) konumundalar. Onlara yüksek kar payı (faiz olduğunu bal gibi biliyorlardı) sözü verildiği için,
paraları kanatlanıp onlardan önce cennetin pazarlayıcılarına gitti.
Kuran-ı Kerim’in Türkçe okunmayışına gelince. O belli çevreler tarafından bilhassa engelleniyor.
Burada bir parantez de iş takip bürolarının çokluğuna açalım. Tarikatlar da bir nevi iş takip bürosu sayılırlar. Üyeleri için, cüzdana sığınıp, Yaratan’dan torpil yapıyorlar. Kısacası, ülke idaresine talip olanların kapasiteleri küçüldükçe, tarikatlar da doğal olarak büyüyorlar.
Binlerce yıllık tarihin, kültürün yattığı topraklar üzerinde yetişip, sonra tüm bunlara vücudunun güney kısmını dönen toplumların
akibetini, live olarak yaşıyoruz
bence.
Selamlar ve kaleminin daim olması dileği ile…
15 September 2006
İsmail Ötegen
Tarikatlar konusu maalesef beyinleri ipoteklenmiş kişilerin oluşturduğu bir toplumda konuşulması bile tepki çeken bir konu.
Biz elhamdülillah müslümanız. Tek örneğimiz ve önderimiz Hz. Muhammeddir. Ne mutlu onun yolundan giden müslümanlara. İşte tarikatçılık tartışmasının kırılma noktası burda.
Hz. Muhammedin yolu, sırat-ı müstakim varken neden Hz. Ali ve Hz. Ebubekir’in böyle bir şeye tevessül etmesinin mümkün olmadığı halde onlara dayandırılıyor? Peygamber efendimiz “yürüyen kur’an” derken neden tarikat gibi ifrat ve tefrite sebep bir hareket oluşuyor?
Ama şunu da derim Müslüman kişi nerde ALLAH’a yakınlaştıracak bir vesile bulur onu alır. Ama nerde bir yanlış varsa oradan da dönmesini bilmeli. İşte yanlışa sebep olabilecek bir hareket baştan yanlıştır. Halbuki Resulullah’ın hayatında tasavvufta, tesbihat, zikirde, yeme - içme de, ibadet ve sosyal yaşantının diğer unsurları da yerli yerindedir. Aşırılık yoktur. O işlerini istişare ile hallederdi. Tek adamlık yoktur.
Burdan tarikatçi kardeşilerimize de diyecek bir laf bulamıyorum. Çünkü çok önyargılı olabilirler. Önce eleştiriye de açık olmak lazım. Önce bir dinleyin.
15 September 2006
Meral Gümüş
Tarikatlar ve yine tarikatlar, insanın sığınma duygusunu kullanıp, insanı alaşağı eden tarikatlar.
İnsanlar neden tarikatlara yönelir, yalnızlık duygusu mu, eleştirel düşünememe mi, bir yerlere ait olma isteği mi, ya da bireyleşememe mi?
Cevabı bulunması gereken nice sorular… Ancak siyasi erkler tarikatları kullanırlarsa devam eder bu gidişat. Dur denilemez mi, elbette dur denilir. Peki nasıl? Okuyarak, araştırarak, sorgulayarak. İşte hepsi bu.
18 September 2006
Baba Horoz
Sn.Ali Serttürk’ü tespitlerinden dolayı kutluyorum. Çok berrak yazıyor, seviyeyi kaybetmiyor tabiki ideal olan tarz bu. Ancak ben yorumlarımda bazen başaramayabiliyorum serinkanlı olmayı. Şimdiden özür diliyorum.
Peygamberimiz (SAV.) Veda Hutbesinde sağ elini kaldırıp “Ey inananlar birlik olun” diyerek beş parmağını birlik ve beraberlik simgesi olarak kapatmış yumruk yapmıştır. Tarikat oluşumları ise peygamberimizin yumruğunu çözmüş ve o kapanan eli beş değil onbeş parmağa ayırmıştır. O zamandan beri de tarihte hiçbir müslüman devlet ilimi, fenni, medeniyeti birarada görememiş, dünyada vitrine çıkamamıştır. Sadece bizim ülkemiz Mustafa Kemal’in din işleri ile devlet işlerini birbirinden ayırması İslamın temel ve tümüyle olumlu düşüncelerinin önünü çağdaşlığa giden yönde açması bir fırsat yaratmıştı. Ancak Gazi Kemal’in ölümü ile birlikte Kemalizm duvara saygı gösterilen bir bayrak gibi asılmış ancak bir daha yaşanmamıştır, yaşattırılmamıştır. Çünkü Türk toplumumun nasıl bir yapısı olduğunu Kurtuluş Savaşında yaşayarak öğrenen dış güçler Müslüman ve Türk kimliğini birbirine düşman yaparak hem Kemalizmi hem de İslamı zayıflatmayı ve yere indirmeyi planlamışlardır.
Dış güçler ve içerideki uzantıları Masonlardan sahte Kemalistler yaratarak onların uygulamaları ile Türk halkını bir kavram karmaşası ve düşünce kaosunun içine sokmuşlardır. Kemalizm İslama karşı imiş düşüncesini Türk toplumuna empoze ederek, kafaları karıştırmışlardır. Bu ülkede gerçek Kemalistler HİÇBİR ZAMAN DEVLET YÖNETİMİNE SOKULMAMIŞLARDIR.
Sonra karşı cepheyi yaratarak İslamı tarikatlara ayırmışlar ve tarikatları birbirine düşman ederek, Tarikatların şahsında da İslami düşünceyi Kemalizme düşman ederek planlarının temelini atmışlardır. Artık bunun üzerine her türlü indirme hareketi itina ile kurulabilirdi. Altyapı hazırdı. Hala çalışıyorlar. Yoksa Kurtuluş Savaşını beraber kazanan bu ülke çocukları durduk yerde : Laik-Antilaik, Türk-Kürt, Alevi-Sunni, Kapalı-Açık, Türbanlı-Başacık, FB’li-GS’li,
Müslümcü-Ferdici, gibi her alanda hücrelerine kadar bölünmeye neden hevesli olsundu ki.
Bugün İslamı yaşamaya çalışanların günlük hayatına bakın, tarikatların nasıl bir yozlaşmaya neden olduğunu çok rahat görürsünüz. Durum aynen “Saksağan kekliğin yürüyüşüne özenmiş, kendi yürüyüşünü de kaybetmiş” sözünün özetidir.
Yorumlar farklı farklı, birinin ak dediğine öbürü kara der duruma gelmiş.Diyanet İşleri “ne şiş yansın ne kebap”türünde çalışıp hiçbir tarikatı kırmama özeni göstermekte neden kurulduğu ve ne işle uğraştığı veya işlevi hiç göze çarpmamaktadır.
Bir yerde okuduğumu hatırlıyorum, 1.Dünya harbinde 8 civarı İngiliz Casusunun bir müslüman imam kadar hatta daha iyi Kur’an okuyarak hafız olduklarını, çember sakal bıraktıklarını,sarık ve cüppe giydiklerini,muhtemelen bunların Suriye, Irak ve İran gibi bölgelerde kendi tarikatlarını kurarak İslamiyete ilk darbeleri vurduklarını okumuştum, ama çok oldu kaynağı hatırlamıyorum. Din, üzerinde oynanması çok kolay ama tehlikeli olan bir alandır.
Osmanlı’nın çöküş nedenlerinden biride olumsuz dini bakış açısı nedeni ile ilmin bir türlü gelişememesidir. Buluş yapan alimlerin çoğu önce Padişahlar tarafından ödüllendirilmiş sonra devreye giren Kadı ve Şeyhülislamlar tarafından “bu kişi şeytanla temas halinde, bu olacak şey değil, tahtınızda gözü var” vesveseleriyle bu alimler sürgüne gönderilmiş ve süründürülmüşlerdir. İlimsizliğin bedeli ,kilimsizlikle ödenmiş, koskoca imparatorluk tüfek parasına muhtaç hale gelmiştir.
Özcesi, Türk toplumunun bugünkü durumundan sorumlu olanlar : Kemalizmin Laiklik kavramı ile İslamiyete açtığı modernleşme ve kendini dünyaya tanıtma fırsatını, halkı Ata’nın ölümünden sonra yeterli ekonomik ve eğitim gelişmelerinin içine sokamayarak heba edip, gerekli gücü üretemeyen daha doğrusu ürettirmeyen KEMALİST MASKELİ SİYASETÇİLERDİR.
Balıkesir Merkez Camisinde hutbe vererek Cuma namazı kıldıran rahmetli Atatürk’ü dinsiz diye Türk milletine tanıtan, Kemalizmin içinde İslam inancı yokmuş gibi halka yutturan Sahtekar TARİHÇİLERDİR. Bu düşüncenin 2000 Yılı uygulaması ise TRT nin çektirdiği “Kurtuluş”dizisinin bir bölümünde cephede top sesleri sürerken Mehmetçiğin “Allah Allah” sesleri arasında Atatürk Harp çadırının önünde, uzun ayaklı kadehleri kurmayları ile kaldırmış, “Şerefe Beyler” diye zaferi kutluyor. Türk askerinin o zamanın inanç ölçüleri içinde böyle bir Komutanın arkasından gidebileceğini kim düşünebilir?
Askerin çadırının önünde sırtında paltosu ile kıvrılarak Kocatepe’de karda yatan bir TÜRK Başbuğuna böyle bir davranış nasıl yakıştırılabilir? Asker öğle yemeğinde kuru üzüm hoşafı ve çeyrek ekmek yiyerek savaşırken (Kayıtları devlet arşivinde vardır) Atatürk gibi bir Komutan böyle bir davranışı nasıl yapabilir? Kim görmüş, kayıtları nerde. Türk milletinin vergileri ile işleyen bir kurum böyle bir onursuzluğu halkına nasıl dayatır? Kafamıza böyle bir Atatürk modelini yerleştirmek isteyenler kimdir, soyları nereden gelmektedir? Bu insanların kim olduğunu sorgulamak için Atatürk’ün “Türk Milleti sana benim filmimi izlettirmek isteyenlerin damarlarındaki asil kanı tetkik etmek mecburiyetindesin” diye bize nasihat mı etmesi gerekir? Atatürkçü Düşünce Dernekleri neden bu yobazlığa ses çıkarmamaktadır?
Bu ülkede Tarikatlar çirkefliği işlenirken eş zamanlı olarak Kemalizmi bataklığa çekerek , Türk halkından Mustafa Kemal’i koparma yobazlığına da neşter atılmadığı sürece Hasta Toplum yapımızın kimliğine kavuşması mümkün olmayacak ve biz bu basiretsizliğin içinde savrulup duracağız.Dış güçler bizi iplere dayamış ve Kemalizm’i tahrip ederek,Karaciğerimize, İslamı tarikatlaştırarak da pankreasımıza vurmuşlar ve saymaya başlamışlardır : Telekom, Tüpraş, Petkim,Bor, Toryum, Kıbrıs, Sözde Kürdistan….derken,
Ey Türk Gencligi!
birinci vazifen, turk istiklalini, turk cumhuriyetini, ilelebet muhafaza ve mudafaa etmektir.
mevcudiyetinin ve istikbalinin yegane temeli budur. bu temel, senin, en kiymetli hazinendir. istikbalde dahi, seni, bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahili ve harici, bedhahlarin olacaktir. bir gun, istiklal ve cumhuriyeti mudafaa mecburiyetine dusersen vazifeye atilmak icin, icinde bulunacagin vaziyetin imkan ve seraitini du$unmeyeceksin! bu imkan ve $erait, cok namusait bir mahiyette tezahur edebilir. istiklal ve cumhuriyetine kastedecek du$manlar, butun dunyada emsali gorulmemi$ bir galibiyetin mumessili olabilirler. cebren ve hile ile aziz vatanin butun kaleleri zaptedilmi$, butun tersanelerine girilmi$, butun ordulari dagitilmi$ ve memleketin her ko$esi bilfiil i$gal edilmi$ olabilir. butun bu $eraitten daha elim ve daha vahim olmak uzere, memleketin dahilinde iktidara sahip olanlar gaflet ve dalalet ve hatta hiyanet icinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri Şahsi menfaatlerini, mustevlilerin siyasi emelleriyle birleştirebilirler. Millet, fakru zaruret icinde harap ve bitap düşmüş olabilir.
sesi kulaklarında çınlayan Milenyumun Hasan Tahsin’i Alper Tunga adında 20 yaşında bir Türk Genci ilk kurşunu İzmir’in Konak meydanında Türk Bayrağını gönderden indirmeye çalışan bir PKK militanının kafasına sıkar. Tarih tekerrür etmiştir ve bu kutsal vatan toprağı bir mikrobun kanını daha steril etme şanssızlığını yaşamaktadır. Çünkü bu topraklar hain kanını kabul edemez arıtır. Bu yiğit Türk genci şöyle haykırır : ATAM “Ne mutlu Türküm diyene” demiştin Türk’ü kendi ülkesinde köle ettiler, senin adını anmak bile suç oldu, “Yurtta sulh cihanda sulh “demiştin, huzur bize kendi yurdumda Mars kadar uzak oldu “Seni yönetmeye talip olanların damarlarındaki asil kanı tetkik etmek mecburiyetindesin” demiştin, Türk’üm demek ayıp oldu, Yeteeeeeeer !!!!!!!!!
19 September 2006
Nursel Elönü
Sayın Baba Horoz, tespitlerinizi büyük bir ilgiyle okudum. Otuzbir yaşındayım, ilk okuldan itibaren kafamıza yoğun bir bilgi depolaması yapıldı. Atatürk ile peygamberimizin annelerinin ismini karıştırırdım hep. Zübeyde hanım mıydı, yoksa Amine hatun mu?.
Sonraları lise üniversite derken çok insan tanıdım. Dolayısıyla da çok değişik fikirlerle karşılaştım.
Din konusunda asla taviz vermem, inancım beni ben yapan çok özel bir kalp çarpıntısıdır. Ama her türlü fikri dinlerim. Yazınızı çok beğendim. Bu gün benim televizyonda gördügüm Atatürkcüyüz diyenlerin çogu şarlatan. Adam bir iş yapıyor, şarkı söylüyor, olmadık bir duruma giriyor, arkadan hemen propaganda “Ben Atatükcüyüm, ben Cumhuriyet çocuğuyum, falan filan…”. Oldu canım her şey gibi Atatürkcülügü de canınızın istediği gibi kullanın.
Ya öbür tarafa ne demeli? Halkın dini duygularını paraya çeviriyorlar. Ülkem halkı uyanın! Siz hiç sevgili peygamberimizin, o güzelim dini yayarken hiç kimseden bir kuruş aldığını duydunuz mu? Bilin ki gerçek inanan insanlar sizin cüzdanlarınıza değil, kalplerinize taliptir.
Bu yaşıma kadar öğrendim ve tarafınızdan da bana yeniden hatırlatılan şey, gerçekten gizli bir el bizi hep ayırmaya, parçalamaya çalıştı. Öyle ki İslamcilar bile kendi aralarında yüzlere bölündüler, yok solcuyuz, çağdaşız diyenler bilmem ne haldedir.
Kıymetli kardeşim Baba, biz Türk halkı bölünmedik, kiyma haline getirildik.
09 November 2006
Gökhan DAĞ
Suçlu Sadece Tarikat Liderleri mi ?
Müslümanlık zihniyeti programında kurulmuş fakat bu kutsal değerlerden gün geçtikçe kopma eğilimi gösteren tarikatler, kendi tarihlerine ihanet etmektedir. Günümüz tarikatleri (liderleri) Allah yolunda gitmeyi değil, parayla mutlu bir hayat yaşamayı tercih etmektedirler.
Peki tarikat liderleri nasıl, lideri olduğu tarikatleri bu kadar meşru kılar? Her toplumsal grubun sembolleri vardır. Toplumsal grubun sembolleri o toplumsal gruba üye olan bireylere (çevre) dayatılır ve bu dayatmaları anlamlardırıp içselleştirdiğimiz ölçüde o toplumsal grubun prestijli yerine doğru yol alırız. Yani merkezine…
Toplumsal grup liderleri birey projesini herkesi merkezde toplamaya çalışarak sürdür. Merkeze gelme eğilimini gerçekleştirmek kolay bir iş değildir. Bunu gerçekleştirmek isteyen liderin ikna kabiliyetinin çok iyi olması gerektiği gibi toplumsal grubun çevresini yani halkını çok iyi tanımasıda gerekir.
Sözü edilen toplumsal grup bütün toplumsal grupları kapsar. Biz burada tarikatleri anlatmaktayız ve onların liderlerinden söz etmekteyiz. Bu sebeple toplumsal grup açılımını sadece tarikatler açısından düşünmek doğru olur.
Bir tarikata üye olan birey eğer kendisini Müslümanlık çerçevesinde anlatılan fakat Müslümanlıkla alakası olmayan konulara öyle kaptırmışsa bu tarikat liderlerinin suçu değildir; çünkü iyi bir lider toplumsallaştırmayı merkezde toplamak için için yapar. Lidere eğer meşruluk verilmezse liderin iyi bir birey projesi oluşturamayacağı açıktır.
Kısacası önce kendimizi değiştirmemiz gerekiyor. Tarikat çemberini kırmak önce bireyde başlar. Tarikat liderlerinin zaten bir çoğu kendisini kaybetmiş insanlardır. Bari biz de bu kaybetmede kendimizi kaybetmeyelim.
02 December 2006
Veli Şeker
Ayrıca parasızlık Meral hanım, imkansızlık. Bunlar da ağına düşürür körpeleri tarikatların eline.
04 February 2007
Mustafa
Yüce Allah, ayeti kerimesinde de buyurduğu gibi insanları ve cinleri yalnızca kendisine kulluk etmek için yaratmıştır.
Yine hakkıyla kulluk için vesilelere tutunmamız gerektiğini emretmiştir.
Bir kere, değerli arkadaşlar Kuran-Sünnet-Akıl safsatasını bir kenara bırakalım. Bu üçlemenin İslam’da yeri yoktur. İslam’ı teşkil eden 4 temel Kuran-sünnet-icma-içtihattır.
İslam dini akıl dini değil, nakil dinidir. Yalnız İslam’da yeri olan her kaide akla uygundur. Yanlış anlaşılma olmasın. Tarikatlar Allah’a giden yol manasındadır ve insanların İslam’ı hakkıyla yaşayabilmeleri için çok güzel bir vesiledir.
Peygamber efendimiz (s.a.v) zamanında tarikatlar yoktu. Yalnız ilerleyen zamanlarda İslam’ın hakkıyla yaşanmasında bir gerileme başladı. Bu durumdan haberdar olan içtihat makamındaki mübarek zatlar yani Kamil Mürşitler yetkilerine dayanarak bu durumu düzeltebilme yoluna gitmişlerdir.
Böylece Tarikat dediğimiz sistemlerin oluşumunu uygun bulmuşlardır. Gerçektende bu oluşumlar vesilesiyle insanlar özlerine dönmüş, fıtratlarından haberdar olmuş ve olması gerektiği gibi İslam’ı yaşamaya gayret göstermişlerdir.
Bir kere zaman, mekan, şartlar ne olursa olsun İslam Dinini yaşayabilmek ve yaşatabilmek hususunda hüküm verme, yol gösterme, yorum yapma yetkisi Kamil Mürşit’lerindir.
Bakın yetki diyorum. İslam’da bu işler tam ehliyet ister. Çıkıpta İnternet’te orda, burda bu mübarekleri ve güzel yolları kötülemek te kimsenin haddi değildir.
Alimler peygamber varisleridir. Eğer bir Mürşit Allah ile kul arasında perde olsaydı, İslam hukukuna göre elinde yetki olan mübarekler bu oluşumları şekillendirmezdi.
Sapkın tarikatları bir kenara bırakarak söylüyorum. Bütün hak tarikatlarda tek gaye Allah rızasıdır. Bu çerçevede o tarikatın bütün edepleri Kur’an ve sünneti esas alır. Dolayısla tarikatta her birey fıtratı çerçevesinde yaşamaya çalışır.
Allah (c.c) insanları belli bir fıtrat üzere yaratmıştır ve o fıtrat üzere imtihan eder.
Peygamber efendimiz (s.a.v) hadisinde mealen ümmetimin içindeki görüş ayrılıkları rahmettir buyuruyor.
Günümüzde pek çok hak tarikat vardır ve hepsi de Kur’an ve sünneti esas alarak farklı hizmet anlayışları geliştirmişlerdir.
Hadiste bahsedilen görüş ayrılığı budur. Dolayısıyla bu görüş ayrılıkları İslam’da bölünmüşlüğün değil, zenginliğin ve bir oluşun göstergesidir. Şeriat’ı bir ağacın kökü olarak düşünürsek hak tarikatları da o ağacın dalları olarak düşünebiliriz.
Yazacak çok şey var. Hızlı yazamadığım için tüm duygularımı dile getiremedim. Umarım bunlar sizin için yeterli olur.
Lütfen bu hususlarla ilgili sağlam kitapları okuyun. Kıt bilgilerle, okumadan, sıkarak yazmanın kimseye faydası yok.
Kim Allah’ın bir dostuna savaş açarsa, Allah’a savaş açmış gibidir. Allah muhakkak o sevdiği kulunun intikamını alır.
Tavsiyem bir an evvel bu sapkın düşüncelerinizden vazgeçin. Ki sonunda siz zarar edersiniz. Allah bizimle beraberdir.
28 February 2007
Fatih
Söze Mustafa kardeşime teşekkür ederek başlıyorum. Konuyu çok güzel açıklayıp, aklınızdaki soruları cevaplamış. Bir iki eklemek yapmak gerekirse;
Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’den önce birçok peygamber indirilmiştir. Peki ya Allah Te
01 March 2007
Mustafa
Sevgili arkadaşlar yazıların çoğunda görüyorum ki, hak tarikatlara intisap ederek bu güzel İslam Dini’ni hakkıyla yaşamak isteyen güzel ve değerli kardeşlerimiz hakkında kötü, çirkin, insanın onurunu zedeleyici tabirler kullanılmış. Bunlara ben de dahilim.
Bu durum hakkında diyecek fazla şey yok. Medeniyetle tamamen aykırı olan bu tutumlar yalnızca insanların seviyelerinin anlaşılmasına yardımcı olur. Biz de hangi mertebeden yazacağımızı öğrenerek daha faydalı oluruz. Bu imkanı tanıyan sizlere teşekkürler.
Bu konu hakkında yazılacaklar bitmez. Yukarıda hangi ithamlarda bulunulduysa hepsinin cevabını güzel bir şekilde verebilirim. Hodrimeydan!!!
Öyle hakaret içeren lafları söyleyip kaçmak delikanlı olana yakışmaz. Ben de sizleri delikanlı görerek yorumlarınızı yazacağınıza inanıyorum.
Mesela benim beynim acaba neden ipotekleşmiş. Peygamber varisi olan bir Allah Dostunu sevip saydığım için mi? Allah Dostuna dostluktan maksat Allah a dost olabilmektir. Bizlerin Allah ın sevgili kulları olan Kamil Mürşitlerin günah işlemedikleri, hata yapmadıkları iddiamız yok.
Peygamberler harici her insanın her an günah işleme olasılığı vardır. Bizler için Kamil Mürşit sevgisi, Allah ve peygamber sevgisinden sonra gelir.
Önceden de belirttiğim gibi bu hak yollarda bütün kaideler İslam’a uygundur. Dolayısıyla çok güzeldir. Bu kaideler insan fıtratına uygun olduğu için anlayan ve düşünen insan bir Kamil Mürşit’e intisap ederek İslam’ı yaşamaya çalışmanın güzelliğini tarif edemez.
Allah’a hamdolsun ki, en güzel yolda bu güzel insanları bizlere vesile kılmış. Peygamber efendimiz bir hadisi şerifinde şunu anlatmak istiyor. Bu ümmetin alimleri İsrailoğullarının peygamberleri gibidir.
İsrailoğullarında bir peygamber vefat ettiğinde Allah(c.c) hemen yerine başka bir peygamber gönderiyordu. Yalnız son ve en büyük peygamber efendimiz Hz. Muhammed(s.a.v) olduğu için bu ümmet için yeni bir peygamberle ıslah olunma durumu söz konusu değildir.
İrşad yeryüzünün en şerefli, en değerli, en zor, en önemli işidir. Bizim ümmetimizde de irşad vazifesini yeni bir peygamber yerine Allah’ın sevgili kulları olan icazet usülüyle irşad hususunda yetkisi olan Kamil Mürşitler yapmaktadır.
Her Kamil Mürşid’in silsilesi peygamber efendimiz(s.a.v)’e varır. İcazet efendimiz(s.a.v)’den başlar kıyamete kadar da devam edecektir. Bu Allah’ın koruma altına aldığı bu ve bu sebepten ötürü bir kopma olması mümkün olmayan bir bağdır.
Başında efendimiz(s.a.v)’in olduğu ve onayıyla tatbik olunan hangi işte bir sapma olabilir ki?
Arkadaşlar dikkat edin bu hususu düşünerek sözlerinizin nereye varacağını iyi düşünün. Sizler bu bağın son incilerine ağır şekilde yüklenmektesiniz. O incilerin tek gayesi Kur’an ve sünneti esas alarak İslam Dini’ni hakkıyla yaşayabilmek ve yaşatabilmektir. Bu işi de insanları en mutlu edecek şekilde yapmaktadırlar.
Arkadaşlar Allah(c.c) Hazretlerinin herhangi bir şekilde koruyucusu olduğu oluşumlar, sistemler Allah’ın izniyle kıyamete kadar yaşayacaktır. Bunu değiştirmeye hiçbir şeyin gücü yetmez. Bundan ötürü bahsettiğiniz tarikat çemberi kırılamaz. Boşuna kendinizi yormayın.
Uğraşacak faydalı işler var. Arkadaşlar işin özünün özü bu güzel yollar ve güzel insanlar hakında yazdığınız herşey asılsızdır. Ya cahillikten ya da inat etmekten kaynaklanmaktadır.
Bilmiyorsanız yorum yapmayınız. İşin aslını bilipte mahsus insanları aldatmaya çalışıyorsanız Allah sizi ıslah etsin. Tek güvencemiz olan, bu güzel yollarda yalnız kendi rızası için mücadele verdiğimiz ve bizlere İslam’ı hakkıyla yaşama hususunda güzelliğini tarif edemeyeceğimiz vesileler lutfeden Allah’a sonsuz hamdolsun.
Bizim her türlü ithama kapımız açık. Cevabını veremeyeceğimiz bir husus olsaydı bu güzel yollara tabi olmazdık. En sonunda zafer Allah Kelamı’na riayet edenlerindir. Çünkü Allah kendi emrine riayet etmeye çalışanlarladır.
Hani Peygamber efendimiz(s.a.v) mağarada, zor bir anda Hz.Ebubekir efendimize(r.a.h) ne demişti. Karşıdaki tehlikeli insanlar için. Korkma ya Ebubekir Allah bizimle beraberdir. Ben de bütün bu güzel yollara ve bu güzel insanlara karşı olanlara buradan sesleniyorum. Allah bizimle beraberdir.
01 March 2007
Baba Horoz
Mustafa kardeşim tertemiz ve iyi niyetli bir insan olduğun belli. Yalnız sana sormadan edemeyeceğim bazı soruları aşağıda bulacaksın:
1. Peygamberimiz zamanında tarikatlar yoktu, çünkü kendisi ve Kur’anı Kerim vardı. Allah ve O’nun peygamberi ona sımsıkı sarılmamızı söylediler.
Peygamberimiz veda hutbesinde sağ elini yumruk yaparak havaya kaldırdı ve “Ey inananlar birlik olun” dedi, yani yumruk olan elini açıp “Ey inananlar dağılın tarikat tarıkat ayrılın” demedi.
Müslümanlar nasıl birlik oldular o zaman, sadece Kur’anı Kerim in yolundan gidip Peygamberimizin sünnetini uygulayarak, mutabık mıyız?
2. Peki ne oldu da yetkili olduğunu söylediğiniz tarikat liderleri ayrı ayrı birer yol tutturarak Peygamberimizin vasiyetini tutup muslümanları birarada tutup Kur’anın yolunda yürüteceklerine ayrı ayrı yorumlar tutturdular? Yaptıkları farklı uygulamalarla insanların kafalarını karıştırdılar?
Kur’anın yolu tek ise neden tarikatlar İslam uygulamalarını farklı farklı icra etmeye başladılar? Yoksa bu liderler İngiliz ajanları olabilirler mi? Arabistanlı Oliver Laurence gibi.
Biz hangi tarikatın ajan işi hangisinin doğru olduğu konuları ile uğraşmak yerine sadece Kur’anı Kerim’i okuyarak ve yorumlayarak doğruları pek ala bulabiliriz. Onun için tarikat olaylarını derhal hayatımızdan çıkarmalıyız ki hak yol olan Kur’an yeniden tek kıymek olsun.
3. Yetkili dediğiniz bu mürşitler bütün enerjilerini Peygamberimizin dediği gibi Müslümanların birlik olması için kullansalardı da Müslümanlar bugünkü durumda olmasalardı, bu tarikat kurmak gayretlerinden daha kolay sonuç vermez miydi?
Hem yol hala tek yol olurdu, hem de müslümanlar birlik olurdu. Şimdi bu tarikatlar sayesinde Naksibendi olan Nurcu imamın arkasında, Nurcu olan Süleymancı olan imamın arkasında efendim Bayrampaşa cemaati Şafi imammın arkasında namaza durmanın hayra alamet olmadığı inancı ile nasıl müslümanlık yaşayacak?
Peygamberin yolu bu mu şimdi? Yani Peygamberimiz haklı çıkmış olmuyor mu? İşte müslümanlar birbirinin arkasında saf tutarken bile ayrı ayrı olmuşlar, çıkıpta buna Peygamberimizin tavsiye ettiği yol diyebilir miyiz?
Herkes Kur’anı Kerim’i takip etse Peygamberimizin sünnetini izlese tarikata ne gerek vardı, daha kolay olmaz mıydi? Tarikatları oluşturacak süreci açanlar İngiliz ajanları mıydi? Bunlar 1. Dünya savaşında 8 adet ingiliz ajanı idi. Hepsi gögüslerine kadar müslüman sakallı, bunları özenle tarayan, Kuranı ezbere bilen gerçek imam görünen ajanlardı. Kimisi Suriyede, kimisi Irak’ta kimisi İran’da ve Türkiye’de tarikatları kurarak farklı yorumlamaları getirip müslümanları aynı ritmi uygulamaktan alıkoydular.
Şimdi çıkıp Peygamberimizin ve Yüce Kitabımızın dosdoğru anlatımı dururken, hiçbir konu cevapsız değilken bu mürşitler dediğiniz kerameti kendinden menkul insanlar Peygamberimizin ve Kitabımızın eksik bıraktığı ne var ki onu bize anlatıyorlar?
Biri öbürünü begenmiyor ki o bir yol tutturuyor ayrı bir tarıkat kuruyor, müslümanlıkta kibir varmı birbirinin görüşünü beğenmemek var mı?
Şimdi diyelim benim kafam karıştı lütfen şimdi bana yazarmısın hangi imamı ve tarikatı takip edeyim? Ötekiler sahtekar mı? Degilse onlar senin imamının bilmediği hangi doğruları getirdiler? Bu tarikatlar nereye kadar kurulmaya devam edecek?
500 yıl sonra 500 tarikat mı olacak? Bunun sonu hangi rakamdır? Yoksa Peygamberimiz böyle bir sapıtmayı gördüğü için mi “EY İNANANLAR BİRLİK OLUN” yani “TARIKATLARA YANİ YOLLARA AYRILMAYIN” yoksa sizi kurtlar parçalar birbirinizle uğraşmaktan toz şeker gibi dağılır gidersiniz mi demek istemiştir?
Mustafa söyler misin, bugün dünya üzerinde müslümanların her türlü eziyeti görmeleri, bir tane bile müslüman ülkenin süper güç olamaması, Irak işgaledilip, kökü kurutulurken bile iki İslam devletinin biraraya gelip, kafirlere karşı cihad yapamamaları, İslamiyetin bütün ışığına ve yüceliğine rağmen kadının hala ikinci sınıf insan muamelesi görmesi insanlar aya giderken biz müslümanların yaya olarak gezmesi tarikatlarda bir sakatlık olduğunun ispatı değil midir?
Dağılan sürüyü toplamak için bir çoban daha gelmeyeceğine göre Mustafa yapılması gereken bu tarikat liderlerinin biraraya gelerek “Biz bir hata yaptık, bu kadar yol tutturduk gene ilerleyemedik, en doğrusu peygamberimizin söylediği imiş “BİRLİK OLALIM” demeleri gerekmez mi? Çünkü durumumuz Peygamberimiz zamanındakinden daha zor, nerede senin Mürşitlerin? Ajan değillerse hala hatalarından neden dönmezler?
01 March 2007
Mustafa
Sevgili Baba Horoz’a sahip olduğum niyetimi doğru anlayabildiği için teşekkür ederim.
1) Asr-ı Saadet’te yani efendimiz (s.a.v)’in zamanında herkesçe İslam bir bütün halinde yaşanmaktaydı. O dönemde insanlar kendileri yalnız Kur’an ve sünneti temel alarak İslam’ı gereğince yaşayabilecek dereceye sahiptiler. Çünkü Ashab-ı Güzin Efendilerimiz’in hepsi Kamil birer Mürşit ve müçtehitti.
Daha sonraları hicri ikinci asırdan itibaren İslam’ın hakkıyla yaşanmasında kopukluk baş göstermeye başladı. İslam’ın geniş alanlara yayılması, yeni fetihler vs. bu durumun önde gelen sebeplerindendir.
İslam’ın yaşanmasındaki bu kötü halin önüne geçebilmek için o zamanda yaşayan ehliyetli İslam Alimleri tarikat denilen oluşumların meydana getirilmesine karar vermişlerdir.
Bu kararı alanlar önceden de belirttiğimiz gibi içtihat yetkisi olan kimselerdir. Gerçekten de bu oluşumler vesilesiyle inananlar Allah’ın emrettiği şekilde İslam’ı yaşamaya gayret etmişlerdir. Tarihi araştırırsak bunu görürüz.
Şimdi sevgili Baba Horoz, siz burada birden fazla oluşumu İslam’ı parçalayan sebepler gibi görüyorsunuz. Kafanıza takılan nokta burası. Bu yanlıştır.
Eğer öyle olsaydı bu hususta ehil olanlar neden tarikat denilen sistemleri meydana getirsin? Neden İslam’da bölünmeye yol açsınlar?
Bir hususa değineceğim. Efendimiz(s.a.v) zamanında mezhepler yoktu. Daha sonra 4 tane hak mezhep meydana geldi. Neden? 4 büyük imam (Allah hepsinden razı olsun) Kur’an ve sünnette açıkça belirtilmeyen hususları yetkilerine dayanarak farklı şekilde yorumlamıştır.
Bu farklılık görüş zenginliğinden ileri gelir. Fakat hiçbiri diğerinin görüşüne saygısızlık yapmamıştır. Sizin düşüncenize göre mezheplerin de İslam’da bölünmeye yol açmış olmazı lazımdır.
Şer’i hükümler 3 kısımda incelenir. İtikad-amel-ahlak. İtikadi ve ameli alandaki içtihat farklılıkları mezhepleri oluşturmuştur. Ahlaki alandaki içtihat farklılıklarından ötürü de tarikatlar meydana gelmiştir.
Bu farklılıklar İslam’a göre bölünme teşkil etmez bütünlük teşkil eder. Hepsi bir bütünün parçalarıdır. Bütün bu hak mezhep ve hak tarikatlar efendimiz(s.a.v)in yaptığı o yumruğun birer parçasıdır. Çünkü hepsi Kur’an ve sünneti temel alırlar.
2) Burada yetkili tarikat liderleri ahlaki alanda Kur’an ve sünneti esas alarak hüküm verme yetkisi bulunan insanlardır. O ayrı yolların hepsi Kur’an ve sünneti esas alırlar. Hepsi sırf Allah yolunda hizmet ederler. Hepsi insanları Kur’an yolunda yürütmektedir.
Bir amaca ulaşmakta farklı yolları denemek meşrudur. Tarikatlar da temel aynı kalmak şartıyla(Kur’an ve sünnet) farklı yollar izleyebilir.
Mesela 50 kişinin başı ağrıyor. Ellerinde de 10 çeşit ağrı kesici var. Amaçları hap vasıtsıyla ağrıyı kesmek olsun. Hepsi de 10 haptan birini seçerek ağrıdan kurtuluyorlar.
Burada ağrı kesme amacını Allah rızasını kazanmaya, hapların herbirini de bir hak tarikat gibi algılarsak durum daha iyi anlaşılır.
Burada o insanlara neden hepiniz aynı hapı kullanmadınız diye sormak ne kadar mantıklı olur bilmem. Temel aynı kalmak şartıyla farklı uygulamalarla amaca ulaşılabilir.
Yabancı milletler tarih boyunca bizleri en hassas, en önemli taraflarımızdan vurmaya çalışmışlardır. Binbir türlü entrikalar geliştirmişlerdir. Onlar da çok iyi biliyordu ki bizlerin İslam damarımıza basmadan bir sonuç elde edemeyecekler. Bu yüzden yalancı şeyhler yetiştirerek bu güzel yollara çamur atıp, bizleri bertaraf etmek gibi nice planlar kurmuşlardır.
Amaçları insanları kandırmak, manevi duygularını zedelemekti. Bütün hak tarikatlarda silsile efendimiz(s.a.v)’e uzanır. Bu şarttır. Ajan meselesini burda çöpe atalım.
3) Sevgili Baba Horoz 3 sorun da hemen hemen aynı noktaya değiniyor. İşin özü tarikatlardan ötürü İslam’da bölünme durumu. Yine söylüyorum. Amaç aynı. Tek bir gayemiz var. Allah rızasına ermek.
Değindiğiniz gibi bir müslümanın başka tarikata mensup bir imam arkasında namaz kılmaması yanlıştır. Tasvip etmiyoruz. Onu böyle bir işi yapanlara sormak lazım. Bu durum kişiden kaynaklanır. Mensup olduğu tarikat eğer hak ise mensup olduğu yere aykırı davranmış demektir.
Herkes Kur’an-ı Kerim ve sünneti kendi başına takip edemez. Açıkça belirtilmemiş hususlar hakkında mutlaka bir yol gösterene danışmak şarttır.
Mevzu fıkh ise bir fakihe, tefsir ise bir müfessire gibi. Çünkü içtihat yetkisi olanlar onlardır. Bizler kesinlikle en ufak yorum dahi yapamayız. Allah’ın emrine göre yetkimiz yok. Kur’an ve sünnette her şey vardır. Yalnız bize lazım gelen her şey açıkça belirtilmemiştir.
Bu durumda mürşitler Haşa Kur’an ve sünnetteki eksikliği değil herkese lazım gelen fakat herkesin anlayamadığı hükümleri açıklarlar.
Bizde kibir yok. Bizim bütün hak yollara saygı ve sevgimiz vardır. İslam’da buyurduğu üzere hiçbir şekilde başka tarftan olanlara öyle veya böyle saldırı söz konusu değildir. Allah hepsinden razı olsun.
Hangi imam hangi tarikat? Önce bu yollar hakkında araştırma yapın. Bu yolun merkezinde Kamil mürşit vardır. Bu Kamil Mürşit’in sahip olması gerekli vasıflar vardır. Eğer öyle bir niyete sahipsen sana uygun olanı yani nerede İslam’ı daha güzel yaşayacağını umuyosan oraya git. Hiç düşünme. İşte bahsettiğimiz zenginlik.
Efendimiz(s.a.v)hadisinde mealen şöyle buyuruyor;
Hepsi de hadiste olduğu gibi belirli durumları farklı yorumlayabilir. Hepsininki doğrudur. Farklı olması yalnızca kişi için alternatif olur. İşte bölünme değil de zenginlik.
Tarikatlar insanların ihtiyacına göre kollara ayrılabilir. Bu gerekliliği her zaman olduğu gibi ehliyeti olan belirler. Onu zaman gösterir.
Müslümanlar üzerindeki olumsuz durumlara gelince bu olumsuzluklar tarikatlardan kaynaklanmaz. Türk-İslam Devletleri’nde ne zaman evliyalar baş tacı edilmiş o zaman o devlet en parlak dönemini yaşamıştır. Aksi durumda da devlet ya çökmüş ya da en kötü zamanlarını yaşamıştır.
Hiçbir Kamil Mürşit benim yolum doğru diğerleri yanlış demez. Bu insanlar zaten bir bütüne farklı yollarla hizmet ediyolar. Neden hata yaptık birlik olalım desinler. Hepsi bir bütünü oluşturuyor.
Sevgili Baba Horoz benim mürşidim ve diğer mürşitler alınları açık, başları dik yalnız Allah rızasını gaye edinmiş bir durumda mücadeledeler. Eğer onlar olmasaydı içinde bulunduğumuz durum emin ol daha içler acısı olurdu.
Allah bizimle beraberdir.
02 March 2007
İbrahim
Merhaba ben yaklaşık 5 yıl önce bir Kamil Mürşit’e yani Allah Dostu’nun kapısına vardım. Açık söylemek gerekirse birçok kötü hal ve ahlakım kısa zamanda iyi ve güzele doğru değişti.
Önceleri İslam’ın emirlerinden bihaberdim. Bildiklerimi de uygulamıyordum. En azından şöyle örnek vereyim.
Büyüklerime yani anneme, babama, akrabalarıma ve çevremdeki diğer insanlara muamelem güzelleşti. Ağzımdan çıkan çirkin laflar sevgiye, muhabbete dönüştü. Yalanlar doğruya, boş işler faydalı işlere döndü. Daha doğrusu dünyaya niçin getirildiğimin (neden yaratıldığımın) farkına varmaya başladım.
İslam’ın emirlerini uygulamada kendimde büyük bir güç ve heves başladı. Eskiden cuma günleri bile zor gelen namaz bana çok zevk vermeye başladı. Haramlar ve çirkin işlerden uzaklaşmada gayretim arttı. Peygamberimizin(s.a.v) sünnetlerini öğrenmeye başladım ve büyük bir muhabbetle uygulamaya çalışıyordum.
Şunu kesin olarak biliyorum ki, bu değişim bana ait değildi. Kapısına vardığım o peygamber varisinin duaları ve bereketinin bana tesiriydi. Şüphesiz bu Allah’ın bizlere bir lütfudur.
Evet evet bu veliler insanlara Allah’ın bir lütfudur. Allah hideyete erdireceği insanları bu kişilerin vesilesiyle erdirir. Tıpkı yağmuru bulut vesilesiyle yağdırdığı gibi. O(c.c) dilediğini yapmaya kadirdir.
02 March 2007
Mustafa
Bir hususa değinmek istiyorum. Herhangi bir ayet veya hadisin nakli yapılırken en ufak bir değişiklik olmaması şarttır.
En son yazımda “Bu ümmetteki görüş ayrılıkları birer rahmettir. Her imamın muhakkak belli bir ilmi vardır” sözü efendimiz(s.a.v)’in hadisi şerifi gibi gösterilmiş. Öyle değildir.
“Bu ümmetteki görüş ayrılıkları birer rahmettir” sözü efendimiz(s.a.v)’in hadisinin aynısı değil manasıdır.
“Her imamın muhakkak belli bir ilmi vardır” sözü de hadisle alakalı değil benim sözümdür. Bir ayet veya hadis nakli yaparsam ayet veya hadisi tırnak içinde gösteririm. Ki önceki hiçbir yazımda tırnak içinde ifade yoktur.
Bir ayet veya hadisten bahsederken mealen şöyle buyruluyor diye başında belirtmişimdir. Bir ayet veya hadisin aynısını bilsem bile nakil esnasında muhakkak sağlam bir kaynaktan aynısına bakarım.
Çünkü insanlık halidir, istemeden yanlış yazma durumum olabilir. Bu çok ciddi bir iş ve çok ciddi bir husustur. Tüm okuyanların dikkatine.
08 March 2007
Yolcu
Arkadaşlar bu konuyu Mustafa güzelce açıklamış görünüyor. Aslında ilk yazının sahibi ve diğer arkadaşların tek yanlışlığı, üzerinde bilgi sahibi olmadıkları bir konuda sadece yazmaları ve bu konuda güzide(!) medyamızın çarpıtmalarıyla yetinmeleridir.
Oysa ki bu konular çok narindir, hassastır. Kulaktan dolma bilgilerle üzerinde konuşulması son derece sakıncalıdır. Aman dikkat! Yapmamız gereken doğruyu ve hakikati bize göstermesi için Rabbimize bolca yalvarmak ve dua etmektir. Şüphesiz ki O duaları kabul edendir. Doğru yola iletendir.
19 March 2007
Nursel Elönü
Haklısın galiba Yolcu kardeş.
22 April 2007
Sebahattin Zorlu
Tarikat Arapça’da yol demektir. İnsan bu yolda kendi başına yüreyecektir.
Hakikat ehli veya evliya dediğimiz ÖZ’e ermişler ancak ve ancak yol gösterirler.
Hiç kimse insana hakikati yaşatamaz, şu basit sebeble ki, hakikat insanin BEN dediği varlığın kendisidir.
Boş beklentiler ile başkalarından medet ummak vakit kaybından başka bir şey değildir!
Eğer başkası insana hakikatini yaşatabilseydi, bunu en basta Hz. Muhammed salla’llahu aleyhi ve sellem efendimiz yapardı.
Tarikat Allah’a giden yoldur. Yolu bilmek mühimdir ancak yolda yürüyecek ve hakikati yaşayacak olan yalnız SENsin!
En yakın yol, kendinden kendine olan yoldur!
28 April 2007
Yolcu
Allah’a gidilen yol zorlu ve çetindir. Nefsin ve şeytanın hileleri çoktur. Eğer kamil yol göstericiler olmazsa bu engelleri aşmak çok zordur. Onlar yolu gösterirler biz yürürüz.
Evet ama göstermekle de kalmazlar. Yüce Allah’ın kendilerine verdiği yetki ve izin dairesinde yardımlarını ve dualarını ederler.
Allah dostlarına verilen izin ve yetkiye bir hadisi kudside mealen şöyle değiniliyor;
Bu makama ulaştırılmış kamil veliler Allah’ın izniyle kulların hidayetine vesile olurlar. Zira Yüce Allah her şeyi bir sebebe bağlamıştır.
29 April 2007
Mustafa
Sevgili Arkadaşlar,
Tarikat arapçada yol demektir. İnsanın bu yolda nasıl yürüyeceğini Allah(c.c) belirler. O’nun muradı da bizlerin İslam’ı cemaat halinde yaşamamızdır. Yol gösteren de hakikatı yaşatan da Allah(c.c)’dur. Kamil bir Mürşit ise her ikisine de vesiledir. Allah(c.c), Kamil Mürşitleri vesile kılarak insanlara yol göstermeyi ve hakikata erdirmeyi diler.
Aslı itibariyle beklenti umulan Allah(c.c)’dur. Yalnız bu beklentide bir vesileye tutunmak (Kamil Mürşide) uygundur ve daha hayırlıdır.
Ben kendi başıma hidayete ererim diyen insana sözümüz şu ki daha kolay ve daha güzel bir yol varken, Allah(c.c) bu yolda bize vesileler kılmış ve o vesilelere tutunmamızı isterken senin yaptığın işi zora sokmak ve bu yolda nasibini kendi elinle itmektir.
Hz Muhammed(s.a.v) kimseye hakikatı yaşatmamış ancak vesile olmuştur. Allah(c.c) ayetinde mealen kendisinden korkmamızı ve ona ulaşamak için vesileler aramamızı buyuruyor. Allah isteseydi bizi kendisine vesilesiz ulaştırırdı ama O(c.c) vesilelere tutunmamızı murad etmiş.
Bu yolda herşey O(c.c) un muradı çerçevesinde olur. Bir yerden uzak bir yere giderken yayan gitmek mi akıllıcadır, yoksa bir arabaya binme imkanı varken araba ile gitmek mi? Biz diyoruz ki arkadaşım yol uzak, yol çetin yorulursun belki yolda kalırsın gel arabamızda herkese yer var.
Bizimle yolculuğun daha güzel ve daha kolay olur. Bizi olduğumuz yerden gideceğimiz yere götüren Allah’tır. Yaya da gitsek arabayla da gitsek.Hal böyleyken niye arabaya binmeyelim?. Allah(c.c) insanları Kamil Mürşitleri vesile kılarak hidayete erdirmeyi murad etmiş.
O’nun hikmetinden sual olmaz ne murad ederse o olur. Kimse de O’nun muradını engelleyemez. Burdan yolcu kardeşe ve Almanya’ya selamlar. Allah bizimle beraberdir.
30 April 2007
Sebahattin Zorlu
Güneş’e ve onun parıltısına,
Güneş’in ardından gelen Ay’a,
Güneş’i açıp ortaya çıkaran gündüze,
Onu örten geceye,
Göğe ve onu bina edene,
Yere ve onu döşeyene,
Nefse ve onu biçimlendirene,
Sonra da ona kötülük ve takva kabiliyetini verene yemin olsun ki,
Elbette nefsini temizleyip arindiran kurtulmuştur. Onu kirletip gömen de ziyan etmiştir.
(ŞEMS 1.2.3.4.5.6.7.8.9.10)
Şefaat ilimdir, bu ilim de “hakikat ehlinden” aciga cikar. Degerlendirebilenler RAHMEte kavusmus olur!
Hakiki mürsid Allah
01 May 2007
Mustafa
Sayın Sebahattin Zorlu, bu tür forumlarda insanların verim alabilmesi için yazılan yazıların açık ve net bir dille yazılması gerekir. İki yazınızı da okuyan herkes takdir eder ki yazılarınızda bir açıklık yok. Neyi, neden ve nasıl savunduğunuzu lütfen açıkça ifade edin.
Ben ve benimle aynı fikri savunan diğer arkadaşlar ne demek istediklerini açıkça belirtmişler. 21. yorumda yazdıklarınızı anladığım kadarıyla cevap niteliğinde bir yazı yazmak istedim.
sözlerini tam olarak açıklar mısınız?
Hakiki mürşid Allah(c.c)’dur. Bu doğru. Zaten her şeyin hakikatı Allah’tan başlayıp, Allah’ta biter.
En evvelde hiçbir şeyi yaratmamışken, yalnız O(c.c) var değil miydi?
Hakiki Mürşit Allah’tır ve dünya hayatında inananların İslam’ı hakkıyla yaşayabilmesi için Allah’ın rehber olarak görevlendirdiği ise bir insandır. Bir Allah Dostu’dur. Bir Hak Aşığıdır. Bir Mürşittir.
Önceki yorumumda da belirttiğim gibi, bu hususta cevabını veremeyeceğimiz sorular olsaydı, bu güzel yollara gönül vermezdik.
Şimdi niyetinizi ve düşüncenizi açıkça ortaya koyun. Ne söyleyecekseniz açıkça söyleyin. Ne sorcaksanız açıkça sorun cevap verelim.
Yine önceki yorumumda belirttiğim gibi, bu güzel yollara ve insanlara karşı olanlar ya cehaletten ya da inattan burda bu güzel yollara ve insanlara karşı çıkmaktadırlar.
Sayın Sebahattin Zorlu, bu hususlarda yeterli bilgiye sahip olmadığınızı düşünüyorsanız herkesin iyiliği için lütfen yazmayın!
Eğer inattan yazıyorsanız size burada pabuç bırakacak değiliz. Eğer niyetiniz güzel, kendinize ve insanlara faydalı olması için yazıyosanız yazabildiğiniz kadar yazın. Bunun içinde lütfen yazılarınız anlaşılır olsun.
Allah bizimle beraberdir.
02 May 2007
Hekim
Mustafa ve Yolcu kardeşe teşekkür ediyorum. Çünkü olayı gayet güzel açıklamışlar. Diğer yazıları da okudum. Ama boş karalamadan başka bir şey göremedim.
Ayrıca olayı çok çarpıtmışsınız. Siz hiçbir kamil mürşidi dünya gözüyle gördünüz mü? Cevabınız evet ise bu yorumları dış görünüşe göre mi yazdınız?
Cevabınız hayır ise neye göre yorum yapıyorsunuz? O mübarek şahısların yaşantılarını ne kadar biliyorsunuz. Kalp gözünüz açık(!) mı ki onların iç alemini bileceksiniz.
Bazı arkadaşlar şöyle diyor;’Boş beklentiler ile başkalarından medet ummak vakit kaybından başka bir şey değildir!’
Bu söze katılıyorum. Beklentiniz boş olursa vaktin de kaybolur, paranda. Ameller niyetlere göredir.
Tüm MÜSLÜMAN kardeşlerime selam ediyorum. Allah’ın dediği olur.
02 May 2007
Sebahattin Zorlu
“Mürşide bağlanmak”, ilme bağlanmaktır, ilmin elde edilmesi de ancak, araştırma, soruşturma, hakikatı arayıp bulma şeklinde gerçekleşir.
“Mürşidi olmayanın mürşidi şeytan’tır!”
Evet,doğru..Yalnız, MÜRŞİD KUR’
02 May 2007
Yolcu
Şunu çok iyi bilelim ki hak dostları mürşidi kamiller kıl kadar da olsa Kur’an ve sünnetten sapamaz. Sapsa zaten Allah dostu olamaz.Onlar kendi heva ve heveslerine göre hareket etmezler.
Her an Allah ile beraberdirler. Ve O’nun hükmüne tabidirler. Onları Allahu Teala manevi hastalıklarımızın doktoru olarak görevlendirmiştir.
Nasıl ki zahiri hastalıkların doktorları varsa aynı şekilde manevi hastalıklarında doktorları da onlardır. Nasıl ki zahiri doktorların reçeteleri varsa. Allah dostlarının da manevi reçeteleri vardır. Zahiri doktorların ilaçları olduğu gibi onlarında manevi ilaçları vardır.
Şifayı veren yalnızca Allah değil midir? Peki neden herkes hastalandığı zaman bir doktara gidiyor ve verdiği ilaçları kullanıyor. Pekala o hastalıkların ve ilaçların kitabı var. Al o zaman oku. Hastalığını teşhis et ve ilacını kullan. Bakalım hastalığın artacak mı? Azalacak mı?
Hal böyleyken kimse manevi hastalıkları için bu Allah dostlarının yanlarına gidenlere ve onların elinde tedavi olanlara laf atmasın. O kendi kafasına göre kitaba bakarak ilaç kullanmaya devam etsin.
Son olarak şunu söyliyeyim. Hidayet edende, şifayı verende yalnızca Allah’tır.(c.c) Bu kullar ise sadece bir vesiledir. Zira vesilelere yapışmamızı bize yine Allah emretmektedir.
Dualarda buluşalım. Vesselam.
03 May 2007
Mustafa
Sebahattin Bey, son yorumunuzda açıkça belli etmişsiniz ki bu konu hakkında hiçbir bilgi sahibi değilsiniz. Sadece aklınızla hüküm yürüterek bir yerlere varmaya çalışmışsınız.
Şimdi Sayın Sebahattin Bey, iyi okuyunuz. Aklı, mantığı, idraki yaratan Allah’tır. İslami emir ve yasakları belirleyen de Allah’tır. Yalnız Allah’ın emirleri genel olarak kendi yarattığı aklın ve mantığın idrakinin çok çok üstündedir.
Bu işlerde akıl yürüterek doğruya ulaşılmaz. Zira İslam dini akıl dini değil nakil dinidir. Allah’ın naklettiği üzerinden doğruya ulaşılmaya çalışılır.
Hz.Ali’nin de dediği gibi mübarek mealen şöyle diyor. Bu işler akılla olsaydı ayağımın üstünü değil altını meshederdim.
İkinci bin yılın müceddidi İmam Rabbani Hazretleri de mealen şöyle diyor. Tarikat, Şeriat’ın(Allah’ın Kanunu’nun) bir dalıldır ama çoğu akıl bunu anlayamaz.
Kamil Mürşit’ler kafalarına göre ya da heveslerine göre değil insanlara Kur’an ve sünnet üzere yol göstermektedirler. İnsanları bu yolla aydınlatmaktadırlar. Bu yetkiyi Allah’tan almaktadırlar. Bu işleri Allah’ın izin ve isteği ile olmaktadır.
Azizim Şeriat Kuran’dan ibaret değildir. Kur’an, sünnet, icma ve içtihattan ibarettir. Ahlaki alanda içtihat yetkisi de Kamil Mürşit’lerindir.
Hiç kimse eline Kur-an’ı alıp kendi başına Allah yolunda ilerleyemez. Kimsenin buna ilmi yetmez. Bir Mürşid-i Kamil iddia ediyorum ki pek ala uzaktan kendisine tabi olan bir müridini terbiye edebilir. Bu ilahi izinle gerçekleşen bir durumdur.
Allah o mübarekleri dostluğuna kabul ettiği için onları çeşitli özelliklerle donatmıştır. Allah sevdiği bir kulunu vesile kılarak avam bir kulu terbiye işini yapmak isterse buna kim mani olabilir?
Azizim rabıta bir şeyi hayalde canlandırarak ona gönül yoluyla bağlanmaktır. Yani bir tefekkür çeşididir. Allah’ın zatını hayal etmeye çalışmak ise haramdır. Sen nasıl olurda rabıtan Zat-ı Hak olsun dersin. LÜTFEN cehalatinle burda insanları harama sevketme.
Bir insanın Kamil Mürşit olup insanları irşad edebilmesi için nefslerini tamamen terbiye etmeleri gerekir. O mübarek zatlar nefsleri mutmain olmuş ve Allah tarafından irşad izni almış insanlardır.
O insanların Kuran’ın vasfını üzerlerine aldıkları falan yok. Sadece sahip oldukları geniş ve derin ilimle avam müslümanların ilminin yetersiz kaldığı durumlarda onlara yardımcı olmaktadırlar.
Değerli arkadaş sizin durumunuz açıkça şu ki şer-i ve önemli bir hususta sadece aklınızla hareket ediyorsunuz. Yalnız bu meseleler insanın akılının idrakinin çok üstünde meselelerdir. Bu durumdan ötürü çok açık bir yanlışa düşmüşsünüz.
Hak yolda ilerlemek için sizin gibi akla değil sağlam delillerden ve sağlam insanlardan nakle ihtiyaç vardır. Hiç kimse kendisini hakikate erdirecek gücü kendinde bulamaz. Buna ne ilmi yeter ne kuvveti. Hiç kimse dini meseleleri kendi başına çözemez.
Bir Kamil Mürşit hem ilminden yaralanmak içindir hem kendisine tabi olmak içindir. Niye tabi olmayalım. Neden Allah rızasına ermek için Allah katında makbul ve güzel bir amel olan Kamil bir Mürşide tabi olma işini yapmayalım?Bu zillet değil izzettir,şereftir. Çünkü bu davranış insanı nefsin esaretinden kurtarma vesilesidir.
Kur’an, islami terim ve sözcüklerin kendisinde toplandığı bir ansiklopedi değil ki Mürşid sözü Kur’an da geçsin. Kur’an da mürşid kelimesi geçmiyor ama bir mürşidin özellikleri yer alıyor. İnsanlarda bir de bu çıktı. Bir şey söyleyince yok efendim öyle bişey Kur’an da yazıyomuymuş.
Bir şeyin İslam’da yeri olup olmadığı İslam’ı teşkil eden 4 temel üzerinden belli olur.Biz de o 4 temel üzerinden açıkça görüyoruz ki Allah(c.c) Kamil mürşitleri O’nun rızasına ermemiz için vesile kılmış, böyle murad etmiş. Nasıl ki Allah yağmuru bulut vesilesiye yağdırıyor, dünyayı güneş vesilesiyle aydınlatır, insanları da Kamil Mürşitler vesilesiyle hidayete erdiriyor. Senin gibi aklımızla yorum yapmaya kalırsa kimbilir daha ne vaziyetler ortaya çıkar ne yanlışlara düşeriz. Ama biz Allah’tan nakledilenle amel etmekle yükümlüyüz.
Bu ümetteki alimler İsrailoğullarının peygamberleri gibi bu ümmeti irşad etmektedirler. Nefsine esir olmak isteyen bu yolda aklıyla hareket etsin ve açık bir yanlışa düşsün. Nefsinin efendisi olmak isteyen Kamil bir Mürşide tabi olsun ve Allah yolunda nasibini artırsın.
Herkese tavsiyem eğer gayeniz Allah rızasına ermek ise Şer-i meselelerde aklınızla hareket etmeyin. Kafamıza takılan bi yer aklımızın idrakinin çok üstünde olabilir. Bunun için bilenlere tabi olmak lazım. Bu yolda herşey Allah(c.c) un muradı çerçevesinde olur. O’nun murad ettiği beğensekte beğnmesekte, aklımıza uysada uymasada haktır ve tecellisine hiçbir şey mani olamaz.
Yine söylüyorum O’nun muradı da düşünen insan için çok açıktır ki kudretini vesilelerle tecelli ettirmektir.Bütün olaylarda asıl kudret sahibi Allah’tır. İnsana hidayet veren Allah’tır yalnız buna vesile olan Kamil bir Mürşittir. Bizlere sonsuz güzellikler nasip eden Allah’a sonsuz hamdolsun.Efendimiz(s.a.v)e sonusuz salat ve selam olsun. Bizim Allah’ın nasip ettiği sonsuz güzelliklerden nasibimizi almamıza vesile olan tüm Kamil Mürşitler’e ne kadar teşekkür etsek azdır.Tüm bunları inat veya cehaletten yazıyosan boşa zaman kaybı yapma bize de zaman kaybı yaptırma.Savunduğumuz fikrin hak olduğuna ,Allah için olduğuna tam inancımız olduğu için senin gibi yanlış fikirleri savunanlara herzaman hak sözümüz vardır. Allah bizimle beraberdir.
04 May 2007
Sebahattin Zorlu
Hakikat ehli veya evliya dediğimiz ÖZ’e ermişler insanlari DiN konusunda bilgilendirip yol gösterirler. Bu yönüylede bu tür zatlar Allah
04 May 2007
Yolcu
Sabahattin kardeş ilim ilim deyip duruyorsun. İlme sarılan kurtuluşa erer diyorsun. Elbetteki ilim çok önemli. Ama Allah aşkına söyle! ilmine, ameline kibir(büyüklenme), riya(gösteriş), hased(kıskançlık) karışan bir kişinin şeytandan farkı ne?
Zira şeytan bütün meleklerden daha çok ilim sahibiydi. Fakat kibirlenmesi onun İlahi huzurdan kovulmasına sebeb oldu.
Eğer ki yalan söylemek caiz olsaydı dediklerinizin hepsine doğru derdim. Fakat şimdi ben günümüzde ve tarihte yaşanan yüzbinlerce örneği mi yalanlıyayım?
Mevlanayı, İmamı Gazaliyi, Şahı Nakşibendi, Abdulkadir Geylaniyi, Ahmet Yeseviyi, Akşemseddini ve daha bunlar gibi nice Allah dostunu mu yalanlıyayım? Ve onların eliyle hidayete ulaşmış milyonlarca kişiyi mi yalanlayım? Zira tarih buna şahittir.
Dahası bizzat kendi yaşadıklarımı mı yalanlıyayım? Doğrusu bu olacak iş değil.
İmamı azam Ebu Hanifeyi hepiniz tanırsınız. Hanefi mezhebinin kurucusu. Asıl adı Numan Bin Sabittir. Kendisi çok büyük bir alimdir. İlimse ilim, amelse amel, takvaysa takva, hepsi onda mevcut. Bu zat ömrünün son yıllarında büyük alim ve mutasavvıf Caferi Sadıkla(rah.) tanışmış ve Onun manevi terbiyesine girmiştir. Ve sonra da hepimize ibret olacak şu sözleri söylemiştir:
Bunu İmamı Azam söylüyorsa, varın birde bizim halimizi düşünün.
04 May 2007
Sebahattin Zorlu
Bu işlerde akıl yürüterek doğruya ulaşılmaz. Zira İslam dini akıl dini değil nakil dinidir.
Her yazısında yukardaki cümleyi kullanan arkaşım; bakalım KUR
05 May 2007
Mustafa
Muhterem şahsiyet,
1)Ben burada sapkın tarikat veya sapkın şahsiyetleri savunmuyorum.Günümüzde bu güzel yolları ve güzel insanlara leke atarak menfaat elde etmeye çalışan insanların lafını bile etmek istemem.Ben burada Kur’an ve sünnetten kıl kadar dahi sapmayan Allah Dostları’nı ve O’nların tabi olduğu güzel yolları savunuyorum.Durup dururken sapkın tarikat ve insanlardan niye bahsettiysen anlamadım.
2)Azizim, Allah’ın Şefaat hususunda izin verdiği veliler ölümötesinde verilen izin nispetinde şefaat edebileceklerdir. Bu hususla alakalı yukarıdaki ifaden kesinlikle yanlıştır.
3)Hak bir tarikatın büyüklerinden biri bir sözünde mealen şöyle diyor.Bir müridin üstadının makamına güvenerek amelde gevşeklik göstermesi çok büyük bir gaflettir.
Bizim senin dediğin gibi yok efendim dünyada gevşeklik gösterelim de nasıl olsa Kamil bir Mürşide tabiyiz ahirette işimiz kolay olur diye bir anlayışımız yok. Aksine bir insan bu yolda üstadının yani mürşidinin yönlendirmeleriyle Allah’ın kelamına daha sıkı sarılmaya çalışır,bu yolda daha gayretli olur. Tarih buna şahittir.
Biz bu dünyada gevşeklik gösterelim nasıl olsa şeyhimiz elimizden tutar gibi bir fikri savunduğumu hatırlamıyorum hiçbir hak yolda bu fikri savunmaz. Niye böyle birşey yazma ihtiyacı hissetin ilginç doğrusu. İnsan nasıl yaşarsa öyle ölür,nasıl ölürse öyle haşrolunur fikrini benimseyen bir kesimiz.
4)Asıl anlamadığım şey akıl ile alkalı ayetleri sözlerime karşı yazman.Ben o ayetlere bi söz söylemedim ki.Ben akıl önemsizdir ona ne gerek var demedim ki.Ben Allah’ın şeriatı genel itibariyle aklın idrakinin çok üstündedir bu sebepten kişinin ilminin yetersiz kaldığı noktada bir bilene tabi olması,o bilenin yönlendirmeleriyle hareket etmesi gereklidir dedim.
Sanki ayetlere ters manada bi söz kullanmışım. İslam Dini akıl dini değil nakil dinidir demek İslam’da yer alan hükümler insan aklına uygun değildir manasına gelmez.İslam’ım emir ve yasakları kesinlikle insan aklıyla paralellik gösterir,birbirine uygundur. Eğer İslam’la alakalı bir doğru bulunacaksa Allah’ın kitabı ve sünnet üzerinden hareket edilmeli fikrini savunan bir sözdür.
Yalnızca akıl kullanılarak Allah’ın Kanunuyla alakalı doğrulara ulaşılamaz insan aklı bundan acizdir fikrini savunan bir sözdür. Bu işler sadece aklılla olsaydı ayğımın üstünü değil altını meshederdim diyor(mealen) Hz Ali(k.v).O bile sadece akılnı kullanarak,bir bilene tabi olmadan yanlışa düşeceğini ifade ediyorsa nasıl oluyorda bazıları aklomız bize yeter diyor harbiden hayret doğrusu.
Değerli arkadaşlar, birazcık akıl ve insaf sahibi olan kardeşlerimiz şu ana kadar yazılan yazılardan hakikatı ve sahteyi birbirinden ayırabilirler. Benim tek amacım insanlara bu hususta doğruyu gösterme vesilesiyle Allah rızasını kazanmaktır.
Karşı taraf inat edip yanlışı savunduğu müddetçe buna karşın bizler de hak olanı savunduğumuz müddetçe(görüldüğü üzere)bu yazılar böyle uzar gider. Burdan kazançlı çıkan insaf ehli insanlar olur. İnsaf ehli olmayan insanlar için zaten bizim yapabileceğimiz bişey yok.Bu işler zorla değil güzellikle olur.
Ben bu hususta yalnızca Allah’ın benim hakkında ne düşüneceğini hesaba katarak hareket ederim.
Sonuç şu ki bundan sonra bu forumda yazı yazmayacağım. Herksin aklı var fikri var. Herkes elini vicdanına koysun haklı ile haksızı belirlesin ki şu ana kadar yazılanlar haklı ile haksızı bekirlemek için yater de artar bile.
Bundan sonra bu hak yollara ve güzel insanlara karşı yazılanlar boş laftan başka bişey olmaz.Zaten bu durum da açıkça ortada. Allah hepimizin yar ve yardımcısı olsun.
07 May 2007
Kemal
Madem bir bilgimiz,idrakımız yok..
O zaman inkar mı edeceğiz.?
Bu kurtuluÅŸ deÄŸil bilakis hazin bir sondur.
Allahım dostlarının hatırına bizi bağışla.
10 July 2007