Televizyon ve toplum iliÅŸkisi
Her evdeki mevcudiyeti kanuni zorunlulukla sağlanıyor gibi görünen televizyon hiç şüphesiz çağımızın en güzide(!) zaman öldürgeçlerinden. Her geçen gün karşısında geçirilen süre artıyor. Her yeni gün daha fazla kişi bağlanıyor, alışıyor, tutkunu oluyor.
Bazıları televizyonun cavur icadı olduğunu düşünürken, bazıları da bizi aptala döndüren bir makina olarak tanımlıyor.
Malesef her iki görüşe de katılmıyorum. “Cavur icadı” tamlamasını kullananlar için bir açıklama yapmama hiç gerek yok sanırım. Televizyona “Aptal kutusu bu! Kapatın. Kullanmayın” diyen idealistlere de hak vermek olası deÄŸil.
Araç-gereçlerin mevcudiyeti bir tehlike olarak görülemez bana kalırsa. Tehlike onları kullananlarla birlikte başlar aslında. Yani aptal olan televizyon değil onu aptalca kullanandır.
Bu yüzden, televizyonu hayatımızdan çıkarıp atmak, sosyal ve kültürel aktivitelere daha fazla zaman ayırabilmek fiş sökmekle değil, mantalite değişikliği ile gerçekleştirilebilir.
Marangozlara kolaylık olması amacıyla üretilen hızar “aptal” birinin elinde soÄŸukkanlılıkla iÅŸlenen bir cinayet silahına da dönüşebilir. Burada hatalı olan hızar üreticileri midir? Tabi ki hayır.
Hızar ya da daha baÅŸka bir masum gereç, masum olmayan birinin elinde çok tehlikeli bir hale gelebilir. Bunun en iyi örneÄŸi, etrafındaki en olmadık ÅŸeylerden silah yapıp, kapana kısıldığı yerden kurtulmayı baÅŸaran MacGyver‘dır.
Şöyle bir ayrımın altı çizilmelidir. Hızar üreticileri ile televizyon yetkilileri tam anlamıyla karşılaştırılamaz. Hızarın her eve girmesi gibi bir durum söz konusu değildir. Fakat televizyon adeta her evde bulunması gereken bir demirbaş durumundadır. O halde, sosyal sorumluluk açısından benzer konumlarda oldukları söylenemez.
Yani sorumlu olan Arçelik/Philips deÄŸil Show TV/KanalD‘dir.
Televizyon kanallarının omuzlarına yüklenen bu sosyal sorumluluk zorunlu bir “doÄŸru” yayınlama kuralı getiremez. Bu kuralı, seçimleri ile zahiri olarak var eden izleyici olmalıdır. Sonuçta izleme eyleminden etkilenecek olan kiÅŸi kendisi olduÄŸu için asıl sorumluluk kendisindedir. Ve bu yüzden sorumluluÄŸun çerçevesi izleyenin yaptığı seçimlerden ibarettir.
Ticari amaca hizmet eden bir iÅŸtiraki “doÄŸru” olması için sınırlayamazsınız. Öldürdüğü kanıtlanmış olan sigaranın üretimi bile yasaklanamamış bir ortamda tüm özel kanalların kendi istekleriyle TRT‘ye dönmesi beklenemez.
Özel kanallar kuruldukları günden bu yana maddi bir kazanç saÄŸlayabilme amacı ile kurulmuÅŸlardır. Medya pazarından pay almak için çabalamakta olan bu tüzel kiÅŸiler, sosyal bir amaçla kurulmadıkları için, onlardan “örnek” olmaları beklenemez.
Diyelim ki RTUK daha da sertleÅŸti ve “doÄŸru”nun dışındaki hiçbir programa izin vermedi. Ne olur sizce?
Bu soruya hiçbir cevap aramadan şöyle bir örnek vermek istiyorum. Uyuşturucunun kullanımı ve satışı yasak öyle değil mi? Ama her köşe başında, barda ve hatta okul önlerinde dahi bulabilirsiniz. Bana kalırsa yasak hiçbir zaman çözüm olmaz. Doğrular kağıt üzerinde değil, beyinlerimizde olmalıdır.
(Bkz: İçki yasağı)
Kısacası bilinçlenmesi gereken izleyenlerdir. Bilinçli bir izleyici/kullanıcı her türlü araç ve gereci “doÄŸru” ve “yarar” yolunda kullanabilir. Bilinçlendirme ise televizyon kanallarının görevi deÄŸil, eÄŸitim sisteminin görevidir.
Not: 10 ya da 15 yıl sonra, bu yazıdaki “televizyon“lar yerine “İnternet” koyup, yazıyı “İnternet ve toplum iliÅŸkisi” baÅŸlığı ile birlikte okuyabilirsiniz (bkz: Görüyorum… Medya evrilecek).

Tansel GÜÇLÜ
söylediklerine katılıyorum ancak izleyicileri sorumlu tutmak da pek olası değildir. izleyicilerin “seçici” oldukları bence en hafif deyimiyle yalandır. trendi belirleyenler kimler acaba? zaten bu abuk sabuk tv programlarını yapanlar da “halk bunu istiyor” basitliğine düşmüyorlar mı?
24 Ocak 2006
Selim Yörük
Bence sorumlu olan izleyenin kendisidir. Kişi kendisine sahip olamıyor ise, abidik gubidik programları saatlerce izliyor ise kusur da ondadır, suç da. Ha tabi bu suç ve kusurdan etkilenecek olan da kendisidir.
Bu yüzden durum bireyin kendisini bilinçlendirmesine kalmıştır. Gerçek hayat satranca benzemez, “şah” yoktur, direk mat olabilirsiniz. Sonra da “neden kimse bana mat olacağımı önceden haber vermedi” diye sitemde bulunamazsınız.
Bu konunun devamı niteliğinde bir sesli ileti hazırladım belki ilginizi çeker.
26 Åžubat 2006
Şahin Tekgündüz
Sorunlara yüzeysel yaklaşıldığı zaman çözümleri de yüzüysel alanlarda aramak gerekiyor. Sonra da o yüzeysel alanlarda öyle hükümlere varıyoruz ki, ’soruna en doğru tanıyı koydum, benim söylediklerimi duyanlar, yazdıklarımı okuyanlar, çözüm üretebilmek için en doğru yola girmiş durumdalar’ doğmatizminin esiri oluveriyoruz.
Sorun nedir? Kitle iletişim aracı olarak televizyonların toplum üzerindeki olumlu-olumsuz etkilerinin irdelenmesi… Burada, bir teknoloji harikası olarak televizyonu irdeleminin, onu suçlu ya da peygamber ilan etmenin anlamsızlığını tartışmanın gereği yok. Tıpkı elektrikli hızar makinesini ya da tonlarca uyuşturucuyu bir ülkeden ötekine taşıyan tır kamyonlarını suçlamaya kalkışmanın anlamsızlığı gibi. Ama ben zarfı değil mazrufu, yüzeyselliğe yüz vermeden sonuna kadar tartışmaya açığım.
Liberalizm denilen fenomen iliklerimize öylesine işlemiş ki, sorumsuz kullanıldığı zaman toplum ve birey üzerindeki yakıcı ve yıkıcı etkisi tartışılmaz olan medyadan söz edildiği zama, ticarilik hemen ön plana geçiveriyor. Arkası günah alanı. Giren cehennemliktir. Sakın sosyal sorumluluktan söz etmeyin… Hemen TRT’leşme damgasını yeyiverirsiniz. Önce devletçi, biraz daha ileri giderseniz komünist bile olursunuz.
Televizyona aptal kutusu denmesinin nedenlerini hiç düşündünüz mü? Bu, televizyona öyle durup dururken bir günde yakıştırılan bir benzetme değil. Niçin bunun belli bir perspektif içinde sosyololojik, psikolojik, pedagojik, etik vb. nedenlerini sorgulamadan, araştırmadan, irdelemeden, hükme varabiliyoruz? Üstelik de televizyonları yönetenleri değil, onu kullananları suçlamanın kolayına kaçıveriyoruz. “Bu yüzden televizyonu hayatımızdan çıkarıp atmak, sosyal ve kültürel aktivitelere daha fazla zaman ayırabilmek fiş sökmekle değil, mantalite değişikliği ile gerçekleştirilebilir.” demek ne kadar kolay. Kim televizyonların hayatımızdan çıkarılmasını isteyebilir ki? Evet, çok ciddi bir mantalite değişikliğine gfereksinim var. Ama önce medyayı yönetenlerin…
Peki, bu mantalite değişikliği nasıl olacak? Bunu, çağın teknoloji harikası iletişim araçlarını uyuşturucu olarak kullanan “ticari”lerle devleti “şirket”leri gibi yöneten iktidarlar mı sağlayacak?
“Televizyon kanallarının omuzlarına yüklenen bu sosyal sorumluluk zorunlu bir ‘doğru’ yayınlama kuralı getiremez. Bu kuralı, seçimleri ile zahiri olarak var eden izleyici olmalıdır. Sonuçta izleme eyleminden etkilenecek olan kişi kendisi olduğu için asıl sorumluluk kendisindedir. Ve bu yüzden sorumluluğun çerçevesi izleyenin yaptığı seçimlerden ibarettir.” diyorsunuz. Bu ne büyük bir haksızlık…
Ne ekersen, onu biçersin, diye bir atasözümüz var. Herhalde bilirsiniz… Bir üst kurum olarak bu ticari medya bugüne kadar topluma neler ekti, h
05 Mart 2006
gizem çelik
Çok gerçekçi ve bilgili bir yazı olmuş. Bence de herkes kendinden sorumlu. Her gördüğümüz programları izlersek yapmamız gereken görevlerimiz,işlerimiz hatta kaybedeceğimiz o önemli anlarımız ne olacak?
03 Nisan 2006
Ceylan
Bence de çok güzel.
25 Ocak 2007
Gözde
Benim de paralel düşüncelerde olduğum güzel bir yazı olmuş.
Fakat gördüğüm üzere, bazı yorumcular yazınızdaki şu noktayı gözden kaçırmış: Evet izleyici sorumludur; fakat izleyicinin bu sorumluluğu eğitim sistemiyle sınırlandırılmıştır.
Şöyle ki; izleyici neden bilinçli değildir sorgulamasına girilmiyor. Nihai çözümün eğitim sisteminin düzeltilmesi olduğu sonucuna bağlanmış.
Saygılar.
26 Ocak 2007
Tilki
Arkadaşlar elbette televizyonun iyi ve kötü yönleri var. Ama bence çok kötü ve zararlı bir şey.
Bazı arkadaşlar kullanana bağlı diyor; ama malesef bizden önce nasıl kullanıcamız karalaştırılmış, zaaflarımız bulunmuş ve o hedefe doğru yüklenilmiş.
Maalesef bilimden, kültürden yoksun göreneklereden uzak bir “Televole” gençliği yapılmaya çalışılıyor. Lütfen bunlara prim vermeyin. Bugün diziler olsun, magazin programları olsun, bizlere karşı yapılan içten çürütme politikalarının başını çeker.
İçleri türlü kokuşmuşluklarla bezeli adeta “bıyıkları kan pıhtılı sırtlanın maske giymiş hali” uyanık olmak lazım.
22 Åžubat 2007
Özlem ve Seda
Ben bir üniversite öğrencisiyim. Biz de bu konuyu toplumu bilgilendirmek adına anlatmaya karar verdik. Yazı gerçekten anlayabilene bir şeyler veriyor.
03 Mart 2007
ByTicki
Çok güzel bir yazı. Tebrik ederim. Bunu Türkçe dersinde aldığım ödeve koyacağım.
13 Mart 2007
Serpil & Halime
Bizce Televizyon gençliği sömüren ve çoğu zaman telafisi olmayan sonuçlar doğuran bir zaman öldürme aracıdır. Bu yüzden herkesin başkalarının uyarısını beklemeden üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmesini istiyoruz.
Teşekkürler.
04 Nisan 2007
Sürmeli
Açıklayanın ellerinden öpüyorum. Gerçekten şahane bir yazı olmuş. Tam seminer konusu.
Gerçi güzel falan diyoruz ama televizyonu yine de izlemeden durmuyoruz.
Saygılarımla.
10 Nisan 2007
Nur
Herkes bir şey konuşuyor ama boş. Hiç izlemiyorum diyen insanlar da bizden daha çok izliyor, eminim.
“Belgesel izliyorum” diyenler de yalan konuşuyor. Baya baya Seda Sayan izliyolar. O kadar zaralı da değil onlar. Kişinin ne algıladığına bağlı bence.
27 Nisan 2007
soytarı
gerçekten güzel bir yazı olmuş 10 numara
01 Ekim 2007
rabia
bence gerçektende güzel yazı 10 numara
28 Aralık 2007
özgür
size katılıyorum bütün suç medyaya yükleniyor ama kendini sorgulayan yok sanki o abuk sabuk programları medya izliyor
04 Ekim 2008
ceren
bencede çok doÄŸru bir yazı katılıyorum bravo ayrıyetten saçma saçma programların yayınlanmasının önlenmesi için gereÄŸi yapılsın lütfen…
16 Mart 2009
murat
iyi de ama çok uzun
02 Nisan 2009
Talha CAN
Yazıda gözüme çarpan bir yanlış göremedim. Bu hemen yazıyı %100 doÄŸru kabul ediyorum anlamına gelmez. Åžunu belirtiyim ki izleyici üzerine düşüp uygun diziler, programlar izlese dahi bazı göz aÅŸinaları yapılıyor. Mesela 20 yıl önce yılbaşında TRT’de hangi dansöz çıkacak diye gazeteler manÅŸet yaparken ÅŸimdi bir dizide, filmde 4 dansöz birden görmek mevcut, sadece dansöz mü?!? İnsan izleyerek aÅŸina oluyor. Mesela Kurtlar Vadisi, yok Türkiye’nin gerçeklerini anlatıyor, aksiyon dolu filan ama sana kan dökmeyi, silah kullanmayı, ÅŸiddeti aşılıyor. Yok ben ona bakmıyorum diyorsan da gözün alışıyor ÅŸiddete duyarlılık azalıyor. Kısıtlamalarda alıştırıla alıştırıla yapılmalı. Birden kesilirse reytingler düşer ve kanal da zarar eder izleyici de sıkılır ve bırakır. Fazla uzattım biliyorum ama her iki tarafta anlaÅŸmaya girmeli
04 Kasım 2009