» NEREDEYİM?

Hayatımızı ilgilendiren her konu ile ilgili fikirlerin ve görüşlerin paylaşıldığı bir ortamdasınız.

Yapmaya çalıştığımız şey; bahse değer konular hakkında daha fazla kişinin düşünmesini ve kendi görüşünü oluşturmasına katkıda bulunmak.



» TAKİP ETMEK İÇİN

Anafikir.com’da üretilen içerikleri daha kolay takip edebilmeniz için size çeşitli araçlar sunduk.

Bu seçeneklere ulaşmak için tıklayın.



» SEÇME AKILLAR

"Attention is the limited resource on the internet - not disk capacity, processor speed or bandwidth."— Mills Davis



» FAYDALI KAYNAKLAR

Düşüncelerinizi besleyebileceğiniz çeşitli siteler seçtik. Buradakilerden farklı bakış açılarıyla olaylara bakanların düşündükleri de gözatmaya değer.


Türkiye’nin Avrupa Birligi’ne girmesi

Sert ve kanırtıcı olmasını beklediğimiz aktivite. Madem almıyolar, iyice bi hıncımızı alamım. Sokalım, girelim, mahfedelim!”

Yukarıdaki sözlerin üretildiği sosyal ve kültürel yapı ile “girmek”ten ziyade “alınmak”, “kabul edilmek” şeklinde incelenmesi gereken konudur. Evet, biz paçayı kurtarmak için Avrupa Birliği’ne kapağı atmak, durumumuzu düzeltmek istiyoruz. Aslında Türkiye için bir nevi baraj/limit çizgisi anlamına gelmektedir “Avrupa Birliği’ne girmek”. Gelişmişliğin ölçüsü olarak uzaklarda bir yerlerde göz kırpmaktadır.

Biz bu kadar kötü durumdayız, fakiriz, ekonomimiz stabil değil, kültürümüz, geleneklerimiz Avrupa’ya hiç uymuyor, Hristiyan değiliz…vs vs. Peki neden Avrupa Birliği bizim ile anlaşmaya çalışıyor? Neden bize görüşme tarihleri veriyor? Neden bizimle uğraşıyor? Kara kaşımızın, kara gözümüzün hayrına mı? Yakışıklı garsonlarımıza, misafirperverliğimize mi? Bu sorulara “evet” cevabı veren arkadaşlar için köprüden son çıkış, bu cümlenin noktasıdır.

Her ne kadar negatif özelliklerimizi gözlerine soksak da, şu açık ve seçik anlaşılabiliyor ki Avrupa Birliği’nin Türkiye’ye ihtiyacı var. Bu yüzden önümüze çeşitli kriterler koyarak istediklerine en az zararla sahip olmak istiyorlar. Bizi birliğe almakla kayıptan çok kazançları olacağı da açıktır. Zaten aksi olsaydı, aynı masaya bile oturamazdık malesef.

Herşeye rağmen, bizi aralarında görmek istemelerinin nedenlerinden en önemlisi birliğin güvenlik sorunudur. NATO ile aşılmaya çalışılan güvenlik ve savunma sorunları, son yıllarda artan teror olayları, organize suç örgütleri ile tekrar gün yüzüne çıktı. Avrupa’nın ileride büyük bir tehditle (misal; ABD) karşılaşması olasılığı nedeniyle, terör açısından tecrubeli, disiplinli bir askeri güce ihtiyaçları var. Bu, jeopolitik önemle birlikte, Türkiye’nin en önemli özelliklerinden biri oluyor.

Avrupalı devletler İkinci Dünya Savaşı‘nın neden olduğu “korku” tecrübesi ile toplu bir savunma mekanizması oluşturma çabası içine girdiler. Bu amaç doğrultusunda kurulan NATO, herhangi bir üye ülkeye topyekün bir saldırıya karşı başarılı bir duvar görevi görmüştür zaman zaman. Fakat düşmanlık ve savaş kavramlarının taktikleri değiştikten sonra etkisiz kalmaya başlamıştır.

Üye ülkeleri tehdit eden savunma açıkları, daha az rastlanır, daha az tahmin edilebilir bir hale gelmiştir; Terörizm, kitle imha silahları, organize suçlar, dağılan devletler.

11 Eylul‘le birlikte aşılanan “Terör bir dünya sorunudur” yargısı, terör olaylarını tetiklemekle kalmamış, ayrıca “terörle savaş” kisvesi adı altında, çeşitli güçlü ülkelere yeni sömürü yolları açımıştır. (bkz: The whole truth about the Iraq war) (bkz: 11 eylul saldirisi komplo)

Ayrıca Avrupa Birliği ülkelerinin en çok çekindiği tehdit merkezlerinden biri olan SSCB dağılmış, kitle imha silahlarının yapımı konusunda bilgiler, bilginler, teknikler, kaynaklar, otorite boşluğundan da faydalanarak tüm Ortadoğu’yu ve Asya’yı sarmıştır. Bu nereden geleceği ve tekniği belli olmayan saldırılar, Avrupa devletleri için büyük bir tehdittir. Ayrıca, kitle imha silahlarının teröristlerin eline geçtiğini düşünün. O gözü kara insanların yaratabileceği kan dolu sahneleri bi aklınıza getirin. İşte o zaman ekonomik sorunlu, farklı, uyuşmaz kültür yapısına sahip, fakir bir Türkiye’nin, getireceği güvenlik gücü ile tüm o negatif özellikler karşılaştırılamaz hale geliyor.

Uyuşturucu kaçakçılığı, Avrupa’ya geçen uyuşturucu köprüsü, kadın ticareti, yasadışı göç faliyetlerinin büyük bir çogunluğu Türkiye üzerinden oluyor. Eğer bunlar engellenmek isteniyor ise Türkiye ile ilşkiler resmi olarak geliştirilmeli bu da çok açık.

Bilindiği gibi Türkiye’nin askeri yetenekleri Avrupa ortalamasına kıyasla oldukça üstün. Çevresindeki pek çok sorunlu bölgeyle tarihi, kültürel ve etnik bağları var. Bu yüzden çıkacak krizleri önleyebilme şansı daha yüksek. Arabulucu görevi görebilir pek ala.

Böylece tehdit merkezleri ile Avrupa arasında köprü olan Türkiye’nin önemi artıyor. Bu merkezlerin tam ortasında bulunan bir ülke ile uluslararası işbirliğinin ve bilgi paylaşımının kesinlikle geliştirilmesi gerekiyor. Avrupa Birliği çatısı altına giren bir Türkiye’nin Avrupa güvenlik ve savunma politikasının operasyonel özelliklerinin gelişmesine çok fazla katkı yapacağı kesin.

Türkiye ile Avrupa Birliği arasında savunma ve güvenlik alanlarinda işbirliğinin daha da geliştirmenin önündeki tek engel, Türkiye’nin Avrupa Birliği üyesi olmamasıdır. Tüm bunlar da şu anlama geliyor; “Türkiye Avrupa Birliği’ne dahil edilmek zorundadır“.

Ve bu yönde yapmaya çalıştıkları sadece bu geçiş sürecini en az zararla savuşturmak.




64 Yorum — “Türkiye’nin Avrupa Birligi’ne girmesi”

Yorum yap, fikrini paylaş

Ana Sayfa  | Hakkımızda  | Takip Seçenekleri  | Reklam  | İletişim 

© 2007 Anafikir.comSelim Yörük
Sitede bulunan materyallerin tüm sorumlulukları yazarlarına aittir. Tüm Hakları Saklıdır. Kaynak belirtilmeden alıntı yapılamaz.