• Categories

Ünlü olmak mı istiyorsunuz?

Ne zaman bir manken, ÅŸarkıcılığa soyunup albüm yapmaya kalksa, bir gün herkesin 15 dakikalığına da olsa ünlü olacağı ÅŸeklinde bir öngörü ortaya atılır, yarı sitemkar yarı alaycı. Bu öngörü gerçeÄŸe dönüşecek mi bilmiyoruz ama her geçen gün ekranlara yeni yüzler ekleniyor. Çogunu bir süre sonra unutacak, isminin önündeki ünlü sıfatını çekip alacak olsak da…

Turgut Özal zamanından kalma, kolay yoldan köşe dönme mantalitesinden mi yoksa ekranlardan pompalanan “Televole kültürü“ne özentilikten midir bilinmez, birçok genç amaçlarını “ünlü olmak” olarak betimliyorlar. Hepsi keÅŸfedilmemiÅŸ bir özelliÄŸinin, yadsınamaz bir yeteneÄŸinin olduÄŸunu iddia eden bu gençler, kendileri için hazırlanmış yarışmaların uzayıp giden kuyruklarında ünlü olmayı bekliyorlar.

Bu kuyrukta sabırla beklemiÅŸ olanların arasından bazıları ekranlara çıkma hakkını kazanıyor. Pek tabi ünlü olmanın tek yolu kuyrukda beklemek deÄŸil; Soyunmak, ünlü biri ile aÅŸk yaşıyormuÅŸ izlenimi vermek, maç sonrasında röpörtaj yapanların arkasından el sallamak, sıkışık trafikte “Nerde bu devlet!” diye kameralara haykırmak ve böyle uzayıp gidiyor liste. Yani, ünlü olmanın yolu sadece hayal gücünüzle sınırlı. BaÅŸka bir ülkede bu kadar kolay ünlü olunabiliyor mudur bilinmez ama ülkemizde yaÅŸanan aÅŸağı yukarı bu ÅŸekilde.

Gençlerin hedeflerini kadraj içinde görmelerinin ana nedeni, her çeşit medya kolundan yükselen, popülerliğin başarı ile eşit olduğu sanrısı. Asıl amacı başarılı olmak olan bu gençlerin yanlış yönlenmelerinin nedeni yine medya. Ruhlarını tek taraflı besledikleri için, medya içine dahil olup, herhangi bir olay ile adlarından sözettirmelerinin başarı ile eş anlamlı olduğu sonucuna varıyorlar.

Aslında gençlerin izledikleri ekranın içine girme hevesleri kendiliÄŸinden doÄŸan bir güdü deÄŸil. Ekranda gördükleri ünlülerin kendilerinden çok da fazla bir yeteneÄŸi olmadığını gören, daha kendini yetiÅŸtirme yoluna sapmamış gençler de pek tabi “Benim neyim eksik?” sorusunu soruyorlar kendilerine ve çevrelerine. DoÄŸal olarak da çabaları o yöne kayıyor. Oysa geri planda kalmış, üstün yetenekleri ve farklılıkları ile yaptıkları iÅŸlerde baÅŸarıyı yakalamış kiÅŸiler daha çok görünür olsa idi, “ünlü” olmanın gerçekten de “baÅŸarı”ya eÅŸit olduÄŸu çıkarımına katılabilirdik. Sonuç olarak da gençler, ekrandaki bu baÅŸarılı kiÅŸileri gördükten sonra ünlü olmanın yolunu “herhangi bir olay/sansasyon” olarak deÄŸil “iÅŸte baÅŸarı ve farklılaÅŸma” olarak tanımlayacaklardı.

Nasıl sanatçı olunur?” baÅŸlıklı yazıda adı sıkça geçen Hülya AvÅŸar eÅŸinden ayrıldıktan sonra, yani hayatının geri kalanını kökünden etkileyen bir olayın ardından, ayrılığın fitilini yakan medyadan kaçmak ya da sitemkar bir tutum sergilemek yerine, evinin önünde nöbete durmuÅŸ paparazzilere çay ikram etmek gibi garip tavırlarda bulunmuÅŸtu. Hatta, ayrılık üzüntüsü ile yanlız kalma, kendine dönme yolunu ÅŸeçmek yerine, medya elemanlarının rahatça görüntü alabileceÄŸi balkonda yaÅŸamaya baÅŸlamıştı. Belki de biz çok fazla detaylara takılıyoruz ya da ne bileyim, o dönemde içerisi çok sıcak olduÄŸu için balkonda yaÅŸamaya baÅŸladı. Ve ayrılık dönemine gelmesi bir rastlantıydı. Hatta içerideki klimaları da bozulmuÅŸtu belki de…

Kesin bir üzüntü kaynağı olan “boÅŸanma” durumunu gülümseme ile karşılamak ve hiç umursamıyor gibi görünmek ne derecede normaldir merak ediyorum.

Bu örnekle varmaya çalıştığım nokta, ünlü kategorisine giren insanların, çeşitli olaylar karşısında, derin psikolojik tezler yazılabilecek derecede garip tepkiler veriyor olmaları. Sosyal hayatları ile özel hayatları birbirine karışmış bu insanlar, üzüntüyü bile yanlız yaşayamıyorlar. Ki insanoğlunun doğasından gelen bir özellik olarak, zaman zaman inzivaya çekilme, yanlız kalma, içine dönme gibi gereksinimleri vardır. Oysa ünlü olmanın bir getirisi (ya da götürüsü) bu gereksinimin önünü sert bir duvarla keser.

Görüldüğü gibi, bu bahsi geçen, ünlü olmanın getirdiği tek bir negatif özellik bile psikolojinin bozulmasına yetip artmakta iken, gençlerin ekrandakilere özeniyor olması ancak ileriyi görememe olarak tanımlanabilir. Bizi diğer canlılardan ayıran en önemli özelliğimizi hasara uğratma pahasına ekran karşısında olma isteğinin bu kadar güçlü olması çok garip.

İçi boÅŸ ünlülük kavramı günümüzde oldukça yaygın. Fakat oldukça nadir bulunuyor olsa da, “dolu” kiÅŸiler de büyük kitlelerce tanıtır olabiliyorlar. İşin kötü tarafı, ÅŸans eseri tanınır olmamış, yetenekleri ve kendi çabası ile bir yere gelmiÅŸ kiÅŸilerin ünlü olması sonucunda da yukarıda bahsedilen negatif etki ortaya çıkıyor çoÄŸu zaman. Daha önce Radyo Maydanoz‘da ÅŸu sıralar da Radyo Tatlıses‘te program yapmakta olan, tiyatro kökenli, diplomalı Rıza KaraaÄŸaçlı bu negatif etkiden zarar görmüş “dolu” yeteneklerin en güzel örneÄŸi oldu yakın bir geçmiÅŸte.

Yaptığı radyo programının büyük bir bölümü canlı telefon bağlantılarından oluşmakta. Genellikle agresif bir tutum izleyen Rıza bey, o gece, kendisini uzun süredir takip eden dinleyicilerini bile şaşırtan bir duygu patlaması yaşadı. Özel hayatlarını işleri ile karıştırmamak için büyük uğraş veren tanınmışlardan olan Rıza Karaağaçlı, o gece dinleyicileri ile yaptıkları sohbetin özel yaşamı ile ilgili anılarıyla kesişmesi sonucunda, canlı yayında iken gözyaşlarına boğuldu.

Tanınmış biri olmasının onu ne kadar sıktığını, bunlattığını dinleyicilerine “BirçoÄŸunuz benim yerimde olmak istiyorsunuzdur, ama buradaki hayat hiç de sandığınız gibi özenilecek bir deÄŸere sahip deÄŸil” diyerek iletti.

Ünlüleri hep kendimizden farklı olarak görürüz. Sanki onlar bizimkilere benzer duygulara sahip deÄŸillermiÅŸ gibi. Ve bize benzer tepkiler verdiklerinde ÅŸaşırırız “Nasıl olur” diyerek. Oysa normal olan, bu insanların da bize benzemesidir. Çünkü çoÄŸu, tanınmadan önce bizim yürüdüğümüz yollardan yürümüş, bizim çorba içtiÄŸimiz yerlerden karnını doyurmuÅŸ, yine bizim gibi bankada kuyruÄŸa girmiÅŸ kiÅŸilerdi.

Herhangi bir mesleÄŸe sahip olduÄŸumuzda aslında hayatımızn belli bölümlerinden ödünler veririz. İstisnasız her meslekte bu negatif özellik bulunmaktadır. Bana kalırsa, “ünlü olmak” da bir meslektir. Ve onun da herhangi bir meslekte olduÄŸu gibi, getirileri olduÄŸu kadar götürüleri de vardır. Sonuçta tercih edecek olan kiÅŸinin kendisidir. VerdiÄŸi ödünleri, kazandıkları ile karşılaÅŸtığında ibre ödünler yönüne kayıyorsa “ünlü olmak” o kadar da hoÅŸ bir deneyim deÄŸildir. Hele bir dönem ünlü olmuÅŸ, fakat popüler kültürün hızlı tüketim çılgınlığı ile unutulmuÅŸ, yaÅŸadığı bu travmanın ardından acınacak bir hale gelmiÅŸ kiÅŸiler düşünüldüğünde oldukça itici durmaktadır.

Asıl amaç “baÅŸarılı olmak” olmalı diye düşünüyorum. Åžans eseri deÄŸil, belli bir baÅŸarının ardından tanınmışlık geliyor ise, onun yapacağı negatif ya da pozitif etkileri yönetebilme de daha verimli olunabileceÄŸi kanısındayım.

Hala ünlü olmak mı istiyorsunuz? Rica ediyorum, bence tekrar düşünün…

58 Yorum — “Ünlü olmak mı istiyorsunuz?”

Yorum yap, fikrini paylaş

Ana Sayfa  | Hakkımızda  | Takip Seçenekleri  | Reklam  | İletişim 

© 2007 Anafikir.comSelim Yörük
Sitede bulunan materyallerin tüm sorumlulukları yazarlarına aittir. Tüm Hakları Saklıdır. Kaynak belirtilmeden alıntı yapılamaz.