• Categories

“Ve Siyasi görüşümü açıklıyorum”

Bu yazının baÅŸlığını oluÅŸturan cümleyi kurabileceÄŸimi, kullanmaya yelteneceÄŸimi zannetmiyorum. Asıl sorun da bu zaten…

Bireylerin kendilerini belli bir -izm- çatısı altına almak istemeleri ve bazıları gibi alttan usulca, diÄŸerleri gibi yüze bir ÅŸaplak ÅŸeklinde ortaya atılmalarını garipsiyorum. Solcu, saÄŸcı, kapitalist, komunist, demokrat, sosyalist, liberal… ve buna benzer onlarca daha… Saymakla bitmez sanırım.

Gülay Göktürk’ün, Bugün gazetesinde yayınlanan yazısı ile baÅŸlayıp birçok “ünlü” bloÄŸu kasıp kavuran bir tartışmadır sürüp gidiyor (Bkz: Gülay Göktürk’ün sınırları var mı?) (Bkz: SaÄŸ, Sol ve Atatürk). Anafikir.com olarak, “Atatürk ve gruplaÅŸmalar” baÅŸlıklı yazım ile ben de bu kasırgadan nasibimi aldım.

Burada tekrardan bu konuya değinmek istemiyorum. İsteyenler o yazımı tekrar okuyup bu konu hakkında ne düşündüğümü öğrenebilir. Bu yazıda bahsetmek istediğim insanların neden bir siyasi kimlik altına girmek istemeleri.

Yukarıda bahsettiÄŸim atışmalar arasında “nazik” dokundurmalarla birbirlerine “Liberal!”, “Solcu!”, “SaÄŸcı!”, “Dönek!” ÅŸeklinde seslendiklerine ÅŸahit oldum. Hepsinde “Bizden deÄŸilsin git öteye” tavrı vardı. Belki de yoktu ben öyle hissettim. Şöyle bir yorumla karşılık vermeye çalıştım;

Aslında bu ÅŸekilde “dönek solcu” ve benzeri yapıştırmalar yapmamak lazım. KiÅŸiliÄŸin ve düşüncelerin bir ömür boyunca sabit kalması mümkün deÄŸil.

Değişim normal karşılanmalı bence. Insanlar yaşadığı çevre ve ilgi alanları nedeniyle birçok kereler farklı düşüncelere kayabiliyor.

Hatta “deÄŸiÅŸme”nin statükocu olmaktan çok daha yararlı olduÄŸunu düşünüyorum.

DeÄŸiÅŸerek “yanlış” (kime göre?) bir düşünceye saptığımızda, korkmaya gerek yok aslında. EÄŸer en doÄŸruyu bulmaksa amacımız, bir kere daha deÄŸiÅŸeceÄŸimiz açıktır. “DoÄŸru”yu bulmak çoÄŸu zaman kolay olmuyor.

Bana kalırsa insan hayatında en az iki kez köklü bir değişim yaşamalı. Ve değişime açık olmalı. Pek tabi bu değişimi yaşamadan önce çıkarlar değil, mantık ön planda olmalı.

Beyninde damga olan biri geliÅŸime açık deÄŸildir bana kalırsa. Ha “Ben oldum. Yeter bana bu kadar” deniyorsa onu bilmem ama kendimden örnek vermem gerekirse ÅŸu an sahip olduÄŸum görüşlerin tümünün -etik ve kültürel temellerim dışında- deÄŸiÅŸebileceÄŸini bilmek bana daha çok araÅŸtırma ve öğrenme isteÄŸi veriyor.

Kendimi hiçbir “izm” çerçevesinde hissetmiyorum. Belki böyle bir “izm” de vardır bilemiyorum; “Hiçbirkategoriyedahilolmayanizm”. Varsa bile ben o küme içinde yer almak istemediÄŸimi ve almayacağımı o “izm”in yandaÅŸlarına bildiriyorum kestirmeden.

Bu sınırlandırılmış, çogunun bir kısım görüşleri eksik ve -bana göre- hatalı olan bu “izm”lerin yandaÅŸları karşılarında “zıt” bir görüş bulduklarında çoÄŸu zaman çemkirme kertesine kadar varıyorlar. Bunları televizyonlarımızdaki “tartışma” programlarında gözlüyoruz çoÄŸu zaman. Bu konu ile ilgili müzdarip olan Mustafa Akyol şöyle bir yazı kaleme almış. Aldığı eleÅŸtirilerin düzeysizliÄŸinden ve saygısız üslubundan söz ediyor. Ona katıldığımı belirten yorumum da şöyle ifadelerim var;

Bence bu dinlememe, yeni edindiği bilgiye göre görüşlerini güncelleyememe durumu kişilerin kendilerini bir kategoriye dahil edip o kategoride kalıcı olmak istemesi nedeniyle oluşuyor.

“-izm-” çatısına girmekle kendilerini bir grup içerisinde hissetmenin desteÄŸini alıyorlar sanırım. Ve bu yüzden saldırgan bir tutum sergiliyorlar. Dahil oldukları kategori içerisindeki görüşlerin dışındaki düşüncelerin “yanlış” olduklarından o kadar eminler ki farklı görüşlere saygıları yok. Aslında, bir anlamda yaptıkları baÄŸlazlık.

Bence her birey görüşlerini belli bir gruba belli bir kategoriye bağlamadan devşirmeli. Tek bahçeden meyve toplamaktansa farklı bahçelerden farklı mevyeler toplamak daha çeşitli tatları hissetmemizi sağlar sanırım.

Bu yorumda da belirttiÄŸim gibi ben devÅŸirme görüşlere sahibim. Ve hayatımın sonuna dek de bu ÅŸekilde bilgilenmeyi umuyorum. Şöyle düşünün tüm “izm”lerin bana uygun taraflarını alıp, beynimin kıvrımları arasına yerleÅŸtiriyorum. Ve ortaya yanlızca benim beynimde oluÅŸan, tam bir mantık çerçevesinde bir “izm” ortaya çıkıyor.

Ayrıca karşınızdakini belli bir kategoriye sokup, önyargı ile eleştirmeye başlamak mantıklı değil bana kalırsa. Size şöyle uç bir örnek vereyim; Onlarca kişiyi katletmiş bir seri katilin, mahkemede evrenin oluşumu hakkında kendi geliştirdiği bir teorisinden bahsettiğine şahit oluyorum. Ve bu teori beni düşünmeye sevkediyor. Sonuç olarak teorisini mantıklı buluyorum ve görüşlerime yeni bir açılım getiriyor. Evet, olabilir. Ben böyle birisinden görüş alabilirim. Çünkü benim için görüşü kimin söylediği değil, içeriği ilgilendiriyor. Fakat bu katil ve kişiliği hakkında kötü düşünmemi engellemez.

Gülay Göktürk durumu da bu ÅŸekilde. Ali Işıngör‘ün geçmiÅŸini betimlediÄŸi yazısından yola çıkarak ufak bir araÅŸtırma yaptım ve bu hanfendinin bazı görüşleri ile uyuÅŸmadığımı görüp üzüntümü belirttim. Fakat bu onun tüm görüşlerine karşı çıktığım ya da çıkacağım anlamına gelmez. Aksine bana mantıklı bir görüşün yol haritasını çizen herkese ama herkese beynim açık.

Benim buradaki nacizane tavsiyem “Benim beynimdeki ‘izm’e dahil olun” ÅŸeklinde deÄŸil. Kendi “izm”inizi kendiniz yaratın demek istiyorum. Önyargılardan kurtulmalı diyorum.

““Ve Siyasi görüşümü açıklıyorum””

Yorum yap, fikrini paylaş

Ana Sayfa  | Hakkımızda  | Takip Seçenekleri  | Reklam  | İletişim 

© 2007 Anafikir.comSelim Yörük
Sitede bulunan materyallerin tüm sorumlulukları yazarlarına aittir. Tüm Hakları Saklıdır. Kaynak belirtilmeden alıntı yapılamaz.