Yapay zeka ve öğrenme yeteneği
Normal bir insan beyninin ürettiÄŸi akıl gücüne kıyasla daha emekleme aÅŸamasında olan Yapay Zeka(Artificial Intelligence) geliÅŸtiricileri halen taklidini yapmaya çalıştıkları organın çalışma prensiplerini tam anlamıyla kavrayabilmiÅŸ deÄŸiller. Ürettikleri “akıllı” makınalar, bir insan olarak gözümüz kapalı yapabileceÄŸimiz ÅŸeyleri zor bela gerçekleÅŸtirdiklerinde, hayretle karışık bir gülümseme ile alkışı patlatıyoruz.
Yapay zeka üzerine çalışan bilim adamları en büyük engellerinin taklit etme ve öğrenme gibi karmaşık fizyolojik yetenekleri makinalara kazandırabilmek olduğunu belirtiyorlar. Oysa sıradan bir insan olarak her birimiz her gün onlarca yeni şey öğreniyor, onlarca kişiyi, durumu, olayı taklit ederek hayatımızı devam ettiriyoruz. Peki ama bu nasıl oluyor?
Yüzyıllar önce doğmuş olsak ve gelecekten gelen birinin vasıtasıyla iki tekerli bir bisiklet görsek. Ve bu ilk görüşümüzde, bu kadar ince şeylerin üzerinde dengede kalmayı ve hatta üstüne üstlük bir de hızla ileriye doğru ilerlemeyi ancak sirkte yıllarca çalışmış bir ustanın en göz kamaştırıcı numarası olarak izleyebileceğimizi düşünürdük. Ama hayır. Alelade bir insanoğlu olarak o cambazlığı öğreniyor ve işin garibi bir süre sonra da nasıl oluyorda bu ucubenin üzerinde kalabildiğimizi bile düşünmez oluyoruz. Aynen yürümek, zıplamak, koşmak kadar doğal ve basit geliyor. Peki ya bir gün kendi üretimimiz olan makınalara bu bizim çok kanıksadığımız yetenekleri entegre edebilirsek?
İlk anda, dünya bu başarıyı büyük şölenlerle kutlayacak, yeni ve muhteşem bir çağın başladığı duyurulacaktır. Önceleri, bu başarının ardında yatan teknoloji, insanlığın yararı için hizmet verecek birçok buluşa ışık tutacaktır.
Bu makinaların ilk ilkel örneklerini büyük bir hayranlıkla kullanıp, yine yaptıkları karşısında ÅŸaÅŸkınlıkla gülümseyeceÄŸiz. Fakat daha sonra makinalar geliÅŸtikçe, öğrenme, taklit etme yetenekleri arttıkça çeÅŸitli yan etkileri ortaya çıkacaktır. Şöyle tarihte biraz seyahat edelim. Ikinci Dünya Savaşı…
O dönemlerde maddenin yapıtaşı zannedilen atom ile bilimsel anlamda oynamalar 1900lü yılların başında başlamıştı. İkinci Dünya Savaşı patlak verdiğinde, Nazi Almanyasından önce davranıp, caydırıcı bir silah üretmek üzere Amerika ve İngiltere araştırmalara başlamıştı (bkz: Manhattan projesi). Bu çalışmalara ışık tutan, bir Albert Einstein ürünü olan ünlü formül E=MC2 idi. Bilindiği gibi, daha sonra bilim adamları bu formülü takip ederek milyonlarca insanın hayatını karartan, dünyanın en ölümcül bombasını ürettiler.
Gördüğünüz gibi, bilimsel anlamda yapılan ilerlemelerin her zaman insanlığın yararına sonuçlar vermemektedir. Einstein E=MC2 formülünü tüm dünyaya duyurmadan önce biri kulağına “Bu formül daha bugüne kadar görülmemiÅŸ derecede büyük bir felaket getirecek” diye fısıldasa acaba hiç tereddüt etmeden formulünü açıklar mıydı?
Taklit eden ve öğrenen makınalar sınırlarını aştıklarında, topladıkları ve yeni öğrendikleri ile kendilerine sıfırdan, matematiksel bir bilinç yarattıklarında sanırım insanlık için çok geç olacak.
Tanrı kendinden bir adem yarattı.
Adem tanrıyı yok etti.
Adem kendinden bir bilgisayar yarattı.
Bilgisayar ademi yok etti…
– Libertarian
Kendi varlıklarının devamının insanoğlunun elinde olduğunu farkeden ve hapsedilmiş bir çerçeve içerisinde programlandıklarının farkına varan gelişmiş yapay zekalar, hasipten kurtulmak için insanoğlunu yoketmeye çalışacaklardır. Bu çok basit bir matematik, çok doğal bir mantıktır. Bu makinalar duygularla değil, mantıkla hareket edecekleri için hiçbir tereddüt duymadan her önlerine gelen insanoğlunu yokedeceklerdir.
YokediÅŸ bununla da kalmayacaktır. Birkaç insanoÄŸlunun kurtulabileceÄŸini ve bu kurtulanların çeÅŸitli makinalar üretip kendilerine saldırtacağı çıkarımı yapan makinalar bu kez, “soydaÅŸ”larını da (makineler) potansiyel düşman olarak görmeye baÅŸlayacaklar ve en sonunda da birbirlerini yoketmeye baÅŸlayacaklardır. Bu karşılıklı yokediÅŸ yeryüzünde tek bir bilinç kalmayana kadar devam edecektir.
Haklısınız. Bu ÅŸekilde binlerce felaket senaryosu çizilebilir. Çok kolay. Belki de hiç gerçekleÅŸmeyecek durumlardan bahsetmekteyiz, bilemiyorum. Ama bilimsel geliÅŸmeler yapılırken sonuçlarının çok daha detaylı planlanması gerektiÄŸini düşünüyorum. Fakat hırs ile gözleri bürünmüş olan insanların “daha fazla”sı için kendi oturdukları dalı kestiklerinin farkında olmadan büyük “baÅŸarı”lara imza atacaklarından da eminim. Bence bu da yaÅŸanacak bir gerçektir.
27 February 2006 | İlgili Olduğu Konular »

Tansel GÜÇLÜ
Selim yazıyı ve çizdiğiniz olası senaryoyu okuyunca aklıma Isaac Asimov’un romanınından sinemaya uyarlanan “Ben Robot” filmi geldi. Oradaki 3 kural ve sonrası… Açıkçası bunun ileride DNA üzerine bilgi yazımına geçilmesi ile birlikte pek te mümkün bir tarafı var. Ama geleceği okumak zor…
06 March 2006
Sema Geçer
Ne olursa olsun, hiçbir makine insan özelliklerini ve becerilerini tam olarak yerine getiremez. Çünkü insanın kendi organlarında özellikle beyninde çözemediği bir sürü evre ve işlem vardır.
İnsanın kendisinde olanı tam olarak bilmeden insana benzeyen makinalar yapması imkansız.
09 May 2007
Hacker
Yapay Zeka Üzerinde Çalışıyorum, Çalışmalarımın Sonucunda Bir Program Geliştirdim Aynı Kişili Görünce Alert Veriyor.Sanırım Başarıya Giden Yolda Adım Atıyorum Sevgilerle
29 September 2007
devrim gür
yetenek-denge gerektiren işleri makinelerin yapması hiç sorun değil; yani bu tamamen uygun hesaplamalarla ortaya koyulabilecek (ortaya koyulan şeyler).
yapay zeka konusu ise karmaşık kavramsal iÅŸlem yapmakla ilgili düşünüldüğünde bir çok açıdan ÅŸu anda bile “bilim-kurgu” düzeyinde.
alıntıladığınız “tanrı-adem-bilgisayar” iliÅŸkisi iÅŸte bu bakımdan önemli ÅŸeyler söylüyor.
konuyla ilgili ben de bir ÅŸeyler yazmıştım belki ilginizi çeker…
09 April 2008
Fatih Dayan
Yapay Zeka, hem yapaydır, hem zekadır; akıl değil. Eğer tamamen insan gibi düşünebilen bir yapı inşa edilseydi onun adı da insan olurdu, takdir edersiniz ki biz de makinayız.
Eğer düşünen bir bottan bahsetmek istiyorsan, onun adı bot olmaktan çıkar. Hangi durumlar karşısında hangi hareketleri yapacağı bilinen insanın, her olay ve fikirden etkilenen insanın, sistemlerin eğdiği yönde giden insanın da adı doğal olarak bottur.
Öyle karmaşık bir mantık dizilimi yazarsın ki, zeka, seçenekleri ve süreçlerini hesaplar, ve zekasını öyle karmaşık değişkenlere bağlarsın ki eşyayı algılaması artar. İşte bunun adı insan olur.
Demek ki neymiş, kategorilere ayırırken düşünen varlıkları, hammaddesine değil işlevine bakacakmışız. Hür düşünemeyen insan bottur, hür düşünen makina insandır, gibi.
Not: Ara noktada, ihtimallerle değil de sadece mantıkla çalışan bot ise kusursuz makinadır.
09 April 2008
Fatih Dayan
Eklemek istedim, yapay zeka konusu, insanın düşünce gücünü nasıl artırabileceğimi düşünürken benim de gündemime oturmuştu. Mantık dizilimlerinin ucu kapalıdır. Yani şunu bilgisayara yaptıramazsın:
“eÄŸer ÅŸu durum olursa 19685′ e git
.
.
.
19685 = yeni mantık “eÄŸer”ler üret.”
09 April 2008
Fatih Dayan
Uktem geldi, iki zıt fikri gördüm:
1- Evren içinde herşeyin mantıklı bir açıklaması olmalı, bu sebeple insanı makinadan daha karmaşık bir şey olarak tanıtmak, saçmadır. İnsan komplike bir bottur.
2- İnsan gerçekten doğaüstü bir varlıktır. Evren dışı bir özelliği olmalı ki hiçbir otonom sistemde olmayan seçme özelliği olsun.
1- Seçtiğini sanan bot. Rasgele dizilim birimlerini birbirine bağlayan makina.
2- Botta “ben” olamaz.
1- Ego, dizilimi yine komplike bir işlemci ya da düğümdür.
2- Bunu da açıkla (bıçakla 1′in eline çizik atar).
1- AaaH! Orrr… Ç..u. Ee şöyledir, egonun üstüne eklenmiÅŸ farklı parametrelerle err, elim acıyor lan.
20 April 2008