anafikir
İsmi: Selim Yörük
Hakkında: Herhangi bir bilgi verilmemiş.
Kişisel Sitesi: selim.anafikir.com
Takip(RSS): "anafikir adlı kullanıcının yeni makalelerini kaçırmak istemem" diyorsanız bu RSS bağlantısı çözüm olabilir.
Takip(RSS): "anafikir adlı kullanıcının yeni makalelerini kaçırmak istemem" diyorsanız bu RSS bağlantısı çözüm olabilir.
İnsanlık tarihi boyunca, cevabı en çok aranılan sorulardan biri sanırım “Hayatın anlamı nedir?” olmuÅŸtur.
Doğum ve ölüm arasında geçen zaman dilimini nasıl harcadığımız hayatımızın kendisi. Biliriz ki bu zamanın bir başlangıcı ve bitişi vardır, kısacası sınırlıdır.
Sınırlı olan, tükenen bir ÅŸeye bakarken hüzünleniriz. En sevdiÄŸiniz tatlının tabakta kalmış son kaşığı, bitmeye yüz tutan bir iliÅŸkinin son demleri, tatilin son günü kumsaldan caddeye atılan ilk adım ve mezuniyet töreni sonrası dağılmakta olan kalabalık, arkadaÅŸlarınız…
Her biri biter ve içimizi bir kırıklık sarar. Hayatımız da böyledir aslında. Biter. Hiç durmaksızın biter. Her yeni uyandığımız gün, öleceğimiz güne bir adım daha yaklaşmış olduğumuzun kanıtıdır. Bazı günlerin sabahlarında, yatağa oturmuş çorabımızı giyerken öylece halıdaki desenlere takılı kalmamız bundandır.
Hep bu yüzden sorarız kendimize “Hayatımın anlamı ne? Neden buradayım. Ne yapıyorum“. En karmaşığı da; “Ne yapmalıyım?“.
26 Temmuz 2010 | İlgili Olduğu Konular »
Bazı köşe yazarları var ki, beni sinirlendirmeleri için okuyorum onları. Eleştirmek için Televole tarzı programlar izlemek gibi bir şey bu. Bu şekilde mimlediğim yazarları okurken, düşüncelerinin benimkilerle zıt olması bana garip bir haz veriyor. Oray Eğin de bu mimlediklerimden.
Gariptir ki, bu yazıya konu olmasının nedeni bana yine “Yahu, bir kere de “ünlü”ye dalaÅŸmadığın bir yazı yaz” derdirtmesi deÄŸil. Tersine, doÄŸru tespitlerde bulunduÄŸunu düşündüğüm bir yazı kaleme almış olması.
“Nedir yani, her doÄŸru tespit yaptığında onu konu mu edeceksin” diye soranlar olursa, hiç düşünmeden “Evet” cevabını verebilirim. İçim rahat, oldukça ender rastlanan bir durum çünkü bu : )
Bu kadar “Oray EÄŸin tarzı sataÅŸma” yeter, artık konuya girelim.
Katıldığım yazısı, Nil Karaibrahimgil ile NeÅŸet ErtaÅŸ arasında yaÅŸanan “O benim sayemde tanındı” gerilimi hakkındaydı.
04 Eylül 2009 | İlgili Olduğu Konular »
Herkesin bildiği gibi, bu hafta itibariyle artık kapalı mekanlarda sigara içmek kanunel yasal değil. İçen ve içirene oldukça yüksek para cezaları koyulmuş durumda.
Daha önce bu yasağın biraz daha dar kapsamlısı vardı. Mekanlar eğer kendi içlerinde sigara içilmesine izin veriyorlarsa, mutlaka sigaranın içildiği bölümleri, içmeyenleri rahatsız etmeyecek şekilde ayırmaları ve havalandırmaları gerekiyordu.
Sigara içilebilen/içilemeyen bölmeleri çok iyi anlayabiliyorum, oldukça mantıklı bir uygulama. Çünkü hepimiz biliyoruz, sigara sağlık açısından oldukça zararlı. Ama sigara satışının legal olduğu bir ülkede, tümden, her yerde yasaklamak biraz garip kaçıyor sanki.
Tüm kapalı alanlarda sigara içimini yasaklayan ülkelerin, sigaranın satışını da yasaklamasını isterim.
19 Temmuz 2009 | İlgili Olduğu Konular »
ÇocukluÄŸun oyuncaklarındandır bu. Halbuse, zamanında, köyün hali vakti yerinde olan ailesinin evinde toplanma nedeniymiÅŸ. Bi’ de köyün kahvesinde varmış. Ajans dinlenirmiÅŸ.
Açınca hemen tepki vermez. arkasındaki tüpleri yavaş yavaş ısınır, iyice kızardıktan sonra ses vermeye başlardı.
Bizim zamanımıza kalanların çoÄŸu ya bozuktur ya da zar zor çalışır. Çalışsa da çekecek bir-iki frekans anca bulduÄŸundan, bi’ kenarda tozlanır durur.
Kimse ilgilenmez onla. Ama evin çocuÄŸu evdeki her demirbaşı oyuncak yaptığı gibi, bunu da kurcalamayı pek sever. Bi’ de dede.
Mutfaktaki eski Arçelik buzdolabının üstünde durur. Sürgülü ekmek kutusu*nun hemen arkasında. Tozlanmış, dış kaplaması nemden eÄŸilip bükülmüş, yer yer çatlamış…
27 Haziran 2009 | İlgili Olduğu Konular »
Zaman zaman Türkiye ile İran arasındaki benzerlikler, geleceklerinin kesiÅŸmesi gibi senaryolar sunulur. Korkutucudur. Biz burada “Aman bizim başımıza gelmesin” diye söz ettiklerimiz, dünyanın dört bir yanındaki insanların başına geliyor olabilir.
Merak ediyorum, (umarım sonsuza dek böyle bir şey olmaz ama) benzeştiğimizde, özgürlüklerimiz, sevdiklerimiz, yaptıklarımız kısıtlanınca neler yapacağız? Çabalayacak mıyız? Değişim için bir araya gelecek miyiz? Yoksa bazılarımız dünyanın batısına doğru göç ederken, bazılarımız da bir süre sonra kabullenmek zorunda mı kalacak?
Herhangi bir üst merci/firma/makama baÄŸlı olmadan yazabildikleri için, bloglar arasında arama yaptığımızda İran’da olan bitenler ile ilgili kendi yorumlarımızı oluÅŸturabileceÄŸimiz kaynaklara ulaÅŸabilmiÅŸ oluruz sanırım. Buyrun, arayın, araÅŸtırın, duyurun. En azından İran’daki seçimler ile ilgili bir ÅŸeyler yazın.
19 Haziran 2009 | İlgili Olduğu Konular »