Çoğumuz çocukluğumuzda astronot olmak istemişizdir. Ama ne istemek…

Anne-babalarımızın başının etini yemiş, uzayla ilgili ne varsa aldırmaya çalışmış, büyük dirayet gösterip yokluklar içinde uzay maceralarına atılmışızdır.

Hayal gücümüz sayesinde, astronot yaşamının en ince detaylarını deneyimleyebilmişizdir. Mahalledeki çürümeye terk edilmiş eski arabayı uzay mekiğine, geçen yıl lepisteslerin yüzdüğü cam fanusu kaska, annenin börek pişirmek için ortaya çıkardığı aluminyum folyoyu da astronot kıyafetine dönüştürmüşüzdür.

Gece gündüz durmadan oynar, hikayeler üretir ve yaşarız. Doymayız. Astronotçuluk oynarken öyle ciddi, öyle özveriliyizdir ki, buna herkes şaşırır.

Önceleri “Ay çok tatlı…” ile başlayan tepkiler çok sürmez. “Oğlum biraz dursan mı?” ve akabinde “Eeee yeter artık oğlum, bırak şu yastıkları!” veryansınıyla sonlanır.

Yaş ilerledikçe bu hayal sönükleşir. Çevre ve ailemiz bize astronot olmanın ne kadar zor olduğunu çeşitli şekillerde öğretmiştir. Biz de belli ki ikna olmuşuz, elimizde bir uzay posteri ya da en iyi ihtimal çalışma masamızın üstünde duran Discovery Uzay Mekiği maketi kalmıştır.

Hayat, hayalimizi mantıkla sınamış ve acı bir şekilde sınıfta kalmışızdır. Astronot gibi görünmek için bütün yaratıcılığını kullanan o heyecanlı çocuk yok olup gitmiştir ama etrafta buna üzülen tek kişi bile yoktur. “E zaten olamayacaktı. Astronot neymiş. Olacaksa doktor olsun“…

Bir şirket kurmak, onu büyütmek, başarılı olmak, tüm dünyaya açılmak… Emin olun tüm bunlar en az astronot olmayı hayal etmek kadar zor şeyler.

Aileniz, çevreniz, etrafınızdakiler sürekli sizin nasıl başaramayacağınızı, neden böyle işlere girmemeniz gerektiğini, her ay güzel güzel maaşını al, yazları tatile gidersin gibi telkinlerini ayaklarınıza dolayacak ve siz de eğer yeterince güçlü değilseniz, bunlara takılıp düşeceksiniz.

O yüzden, önce kendinize inanmanız ve sonra da etrafınızdaki herkesi ikna etmeniz gerekiyor.

Yüzlerce “hayır” ve “olmaz”lara karşı gelmeye hazır olduğunuzu, çıktığınız yolun zorluklarından haberdar olduğunuzu sevdiklerinize samimi ve ciddi bir şekilde anlatmanız gerekiyor. Bu serüvene başlamadan önce yapmanız gereken ilk iş bu aslında.

İşinizi kurduğunuzda, hayatınızın çok büyük bir çoğunluğu iş ve onun problemleri olacak. Ailenizden çalacaksınız.

İşten geldiğinizde konuşacağınız tek şey uzun süre iş olacak. Sevdikleriniz önce anlattıklarınızdan sıkılacak, sonra umursamamaya başlayacak, en sonunda da sıkı bir azar çarpacaklar suratınıza. Haklılar.

Önce onları kendi tarafınıza çekmeniz gerekiyor. Hayallerinizden, neyi başarmaya çalıştığınızdan, tüm bunların sonunda onların hayatına ne katacağınızdan ve heyecan duyduğunuz her şeyden bahsetmeniz gerekiyor.

Hani ileride yatırımcıları bile ikna edebilecek kadar güçlü bir zekaya sahip olduğunuzu düşünüyorsunuz ya, hadi önce ilk yatırımınızı sevgilinizden, ailenizden, çevrenizden alın. Bu alacağınız yatırımın parasal bir değeri olmayacak, basit bir “olur” almış olacaksınız ama emin olun size katkısı büyük olacak.

Düştüğünüz zamanlarda elinizden şevkatle tutacak insanlara, “olsun düzelir, yaparsın” diyecek yakınlara çok ama çok ihtiyacınız olacak. Onlarsız çabucak pes etmeniz, isyan etmeniz ve hatta her şeyi daha da beter hale getirmeniz çok olası.

Özetle; önce gerçekten “astronot” olmak isteyip istemediğinizi kendinize sorun. Cevabınız sizi bile korkutacak kadar güçlü bir evet değilse, hiç başlamayın. Çünkü her şeyin, tüm başarı ve başarısızlıkların sonunda, dönüp dolaşıp geleceğiniz yer yine aynı; aileniz.

Kategoriler: